Cumhuriyet Türkiye'sinde modern takvim Anadolu'da da yaygınlaşmaya başlayınca, iki haftalık bir kayma sonucunda, yüzyıllardan beri var olan kış yarısı törenleri, bildiğimiz yılbaşı ile kavuşuverdi.
Bu kutlamalara özgü olan, ev ev çerez, meyve devşirmek, bir evde toplanıp çalıp, çığırıp, oynayıp eğlenmek, seyirlik oyunlar çıkarmak gelenek ve göreneklerimiz, yılbaşı adına kayda geçirilmiş. Geceden evin ocağının süpürülüp temizlenmesi, sabah ocakta ekin tanesi bulunursa o yılın bereketli, böcek bulunursa kıtlık olacağına, yılbaşı günleri bir ak koç bezenirse, onun bereket getireceğine, doğacak çocuğun erkek olacağına inanılmış.
Dünyada olduğu kadar ülkemizde de insanlar yılbaşına girerken yeni yılın güzel geçmesi için çeşitli şeyler yapıyor. Bunlardan bazıları ise şöyle:
"Yılbaşı sabahı oluktan en erken kim su getirse o zengin olur. Yılbaşına dört beş gün kala değirmen kurulur, un kapları doldurulur, yeni yıla dolu kaplarla girilir ki o yıl un kapları hep dolu olsun. Yılbaşı gecesi eve öküz çıkartılır. Öküz eve girerken sağ ayağını atarsa o yıl bereketli geçeceğine inanılır. Yılbaşı gecesi evin kadını fasulye tanelerini, evde bolluk ve bereket olsun diye evin duvarlarına fırlatır." Görülmekteki bunlar dört bin yıl öncesi Şamanlık döneminde de var.
Bunların pek çoğu, televizyon bizleri tutsak alıncaya kadar sürüyordu. Sonra ne oldu? Gençlik yıllarımızda, yeni yıl gecesi saat tam on ikide Zeki Müren'i karşımızda görmeye alışmıştık. Daha sonraki yıllarda, oryantal dans, yalnız yılbaşı gecesine özel bir armağan oldu.
Âşık Sefil Selimi bir şiirinde şöyle diyor:
Bir yaşımı daha aldı götürdü,
Size umut veren yeni yılbaşı.
Her canlıya başka hayat getirdi,
Arkamızdan vuran yeni yılbaşı.
Hiç kimsenin gözyaşına bakmıyor,
Bizi bıktırıyor, kendi bıkmıyor,
Niçin beynimizde şimşek çakmıyor,
Hepimizi yoran yeni yılbaşı.
Dün başka birine yarın da sana,
Hilesi oyunu ille de cana,
Kanım kaynamıyor katiyen ona,
Kalleş pusu karan yeni yılbaşı.
Kandırır aldatır Noel'i kutlar,
Azrail'i sesler kapını kitler,
Sefil Selimî'niz hırsından çatlar;
Ödümüzü yaran yeni yılbaşı.
Sefil Selimî'yi 2003 yılının sonunda yılbaşına iki gün kala toprağa verdik.
Yeni yıl, hem yeni umutların kaynağı, birbirinden güzel dileklerin yatağı... Ama bir yaştan sonra, ömürden bir yıl daha yitirmenin burukluğu içerisine düşersiniz. Bir nostalji bulutuna kaptırırsınız kendinizi. Yüreğinizde bir şarkı ve bulutların üzerinde vals edersiniz. Kendinizi sevgi bulutlarının üzerinde varsayarak, bir sevgi halkası oluşturmaya ve O şarkıyı söylemeye başlarsınız. Ama, maddi ve manevi bakımdan bu imkanı yakalamayanları da unutmamak gerekli:
Faruk Nafiz Çamlıbel'in bir şiirinde şu dörtlüğü hatırlarım:
"Gece ziyaretinden dönerken yılbaşında,
Rastladım her sokakta, her bir eşik taşında
Uyuşmuş nice yurtsuz sefiller, derbederler.
Onlar ki gün doğmadan soğukta seyrederler. ..."
Türk Edebiyatında Hisar ekolu diye anılar akımın kurucularından Mehmet Çınarlı da bir şiirinde şöyle diyor:
"...Dışarda bir tek ağaç yok, içerde çam dalı var:
O hür dağın efesiyken ne hâle koymuşlar!
Bugün ki pek sayılan bir günüydü İslâm'ın;
Gelişti bir yeni din çevresinde süslü çamın.
Jenet ve Jim gibi içmekte Ayşe, Ahmet de;
Bütün duman ve sis, İsa da yok, Muhammed de.
Derin bir ince sızıyla burkulur kalbim;
Köküyle bağlar kopmuş bu süslü çam gibiyim."
Bu gerçek perdesini de kapattıktan sonra dileklerle başladığım yazımı dileklerle tamamlayayım:
"2018 yılının tüm insanlığa ve ülkemize barış, mutluluk getirmesi dileğiyle tüm dostların yeni yılını kutluyorum. Yeni yıl size ve tüm sevdiklerinize sağlık, mutluluk, neşe, başarı, yeterince para, sevgi ve esenlik getirmesini dilerim. Hayatı tutabilmek, sevgiyi kaçırmamak, keşke dememek yollu düşleriniz gerçek olsun. Yeni yılda tüm dargınlıklarınız bitsin; hoşgörü ikliminde var olunuz. Yeni yıl başta ulusumuz olmak üzere tüm insanlığa umut, bereket getirsin. Şeker gibi tatlı, ana gibi şefkatli, güzelliklere kanatlı bir yıl diliyorum...