Nisana ilişkin atalar sözü kanadında kısa bir gezinti yapmak isterim:
Atalarımız, “Nisan yağmuru, altın araba, gümüş tekerler,” derken, Nisan yağmurları bereketi artırır, çiftçiyi zengin eder, demek istemişlerdi.
Bir başka atasözümüz şöyleydi: “Mart yağar, Nisan övünür; Nisan yağar, insan övünür.”
Şöyle açıklayabiliriz: “Mart ayında havalar iyi gider ve kararınca yağmur yağarsa, yeşeren ekinler Nisan’da gelişir. Nisanda yağan yağmurla başaklar olgunlaşır, dolgunlaşır. Bu da çiftçinin yüzünü güldürür.”
Şu atasözü de Nisan ile Mayısı kıyaslıyordu: “Nisan yağar sap olur, Mayıs yağar çeç olur.”
Nisan yağmurları ekinlerin boy atmasına, Mayıs yağmurları başakların dolgunlaşmasına yarar, denilmek isteniyor.
Bir üçlemeli öğütten alıntı yapmadan geçemedim: “Üç şeyden hayır gelmez: Ağustos’ta oğul veren arıdan / Nisan’da koçan veren darıdan / Kocasından sonra kalkan karıdan.”
Birkaç atasözü daha ekleyelim:
“Martta yağmasın, Nisanda dinmesin.”
“Mart kumluk, Nisan yağmurluk.”
“Martta yağmaz, Nisanda dinmezse sabanlar altın olur.”
“Yılın eksiğini Nisan getirir, Nisanın eksiğini yıl getirmez.”
Benzer atasözü ve deyimler yurdumuzun her köşesinde küçük değişikliklerle kullanıyor: Kastamonu yöresinden “April (Nisan) apıştı, keçiler yere yapıştı…” sözünü örnek verebiliriz:
Yaz mevsimi: -“Bir kuşum var ötmeyişin (ötmeyince), bir otum var bitmeyişin (bitmeyince) gelmem” dermiş. Buradaki kuş Körbağ kuşu (Baykuş) veya ibibik, ot ise, üzerliktir. Çünkü üzerlik otu geç göverir (yeşerir).
Kimi yıllar kış mevsimi beklenenden uzun sürer ve çiftçiler zor günler yaşarlardı.
1873 Yılında Posof’ta doğan Âşık Zülalî geç gelen baharın getireceklerini merak ediyordu:
“Vücudun mülkünden yağmur kar gitmez
Niçin gelmez baharımda neler var
Doğmaz tan yıldızı şafaklar atmaz
Güneş çalmaz seherinde neler var”
Halk takvimine göre Nisan ayı, yağmur ayı olarak da anılıyor. Dini olarak, Peygamberimizin cihanı nurlandırdığı ay olarak biliniyor.
Derler ki biri ağlamayınca, biri gülmez. Nisan bulutlarını misal gösterirler. Bulutları ağlamasa, yeryüzü bahar bereketini yaşayıp gülemez. Şu sözler insanlık tarihi deneyiminin ürünü olsa gerekir:
“Nisan ağlar Mayıs gülerse çiftçi sevinir.”,
“Nisan yağmuru yere düşende ot; insana, hayvana düşende et olur.”
Âşık Musa Merdanoğlu, sevgilisinin güzelliğini baharın güzellikleriyle kıyaslamıştı:
“Elâ gözlüm sözlerime darılma
Bakışların ilkbahara benziyor
Burcu burcu çiçek gibi her yanın
Kokuşların ilkbahara benziyor
Yanakların yeni açmış gül gibi
Dudakların arı yapmış bal gibi
Yağan yağmur gibi coşkun sel gibi
Akışların ilkbahara benziyor
…..
Arılar bal için düşer peşine
Dilsizler dillenir girsen düşüne
Şu Merdanoğlu’nu aşk ateşine
Yakışların ilkbahara benziyor”
Nisan yağmurlarının şifa ve uğur kaynağı olduğunu anlatan onlarca halk inanışını ve uygulamalarını saymak mümkündü. Bir atasözümüze göre, “Nisan yağmuru; sedefe düştüğünde inci, yılanın ağzına düştüğünde ise zehir olurdu”
Cevabı “inci” olan bir bilmecemiz vardı:
“Gökten inciler düşer / Sana da düşer, bana da düşer.”
Yağmur, gökten düşen incilere benzetilirdi ki, o artık bulutların değil, ruhun yağmuruydu. Benzetilen şey, ister istemez, ruhun süzgecinden geçer ve benimsenirdi.
Nisan Yağmuru ilgili birkaç bilmece daha ekleyeyim:
“Dam başında takur tukur/ Sandım kızlar kilim dokur”
“Ev üstünde tık tık / Su üstünde şık şık.”
“Ak sakallı dervişler / Bizim köye gelmişler / Bir az horon oynamışlar / Sonra dönüp gitmişler.
Ninnilerden de küçük bir örnek vermeliyim:
Bebeğinin bir kez gözlerine bakabilmek, anneler için dünyalarla eştir. Bebeğin annesine bakarak bir gülümsemesi neler neler anlatırdı.
Yağmur yağar sere serpe,
Kulağında elmas küpü,
Uyuturum kızımı koka öpe,
E.. E.. ninni.
Ninni benim kızıma ninni!
Yağmur yağar lüle lüle,
Oğlum gelir güle güle,
Ter bıyığın sile sile.
E.. E.. ninni.
Ninni benim oğluma ninni