Biz yolculuğa tutkun iki kişiydik. İnsanın doğru yol arkadaşını bulması, hayat arkadaşını bulması kadar zor ve bir o kadar da şans işi sanırım. “Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar.” dizelerini tam anlamıyla içimize sindirmiştik. Doğru an geldi ve başladık yolları arşınlamaya. Araba kullanmaya tutkun biriyle, kültürlerin özünü merak eden bendeniz bir araya gelince de anonim Instagram hesabımız “neredeysekoradayiz” ortaya çıktı. Anonimdik çünkü gördüğümüz güzelliklerin önüne geçmek istemiyorduk. Anonimdik çünkü biz de yolculuğa tutkun yüzlerce insandan sadece iki tanesiydik. İş yoğunluğumuz nedeniyle ve henüz çok yeni bir yol arkadaşlığının başında olduğumuzdan yurtdışına açılamadık. Başlangıç tarihimizden bu yana yaklaşık 3 bin kilometre yol aldık. İlerleyen zamanlarda yeni ve heyecanlı hesabımızı valizimize atıp uzakları da yakın etme hedefimiz var tabi.
“Amaç her zaman bir yere varmak değildir.” mottosu ile yola çıktığımızdan olmalı her yemeğin tadını ayrı aldık, her kokuyu ayrı duyduk, ormanın derinliklerinden gelen her sese ayrı şaşırdık ve bu anıları ortak hafızamızda topladık. Detaylarını “neredeysekoradayiz” hesabımızdan da görebileceğiniz gibi son gezimiz Polonezköy’e oldu. İstanbul’a yaklaşık 32 km. olan Polonezköy yolunu, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü yolu üzerinden gittik. Riva yolunu devam ettik ve nihayet Polonezköy tabelalarına geldik. Doğayı tüm detaylarıyla görebilmek adına size önerimiz bu rotayı takip etmeniz olacaktır.
“Ne içindeyiz şehrin ne de büsbütün dışında”
Polonezköy, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında / Yekpare geniş bir anın parçalanmaz akışında” dizelerini hatırlatıyor. İstanbul’a dahil olmasına rağmen yeşilin kendine has tonundan taviz vermeyen Polonezköy, bir diğer adıyla Adampol, işgalden kaçan Polonya’lı vatandaşların ülkemizde misafir edilmesiyle kurulmuş. 18. Yüzyılda Avusturya, Rusya ve Prusya tarafından bölünerek işgal edilen Polonya’nın işgaline razı gelmeyen Osmanlı Devleti, bu alanı Polonyalı siyasi göçmenlerin sığınağı olarak belirlemiş. Kırım Savaşı’ndan sonra, Sultan Abdülmecit döneminde ise bölgedeki Polonyalılara oturma izni verilmiş. Kendi mimarilerini, lezzetlerini, dillerini taşıyan Polonyalılar ise Türk kültürünü zenginleştiren unsurların temelini, Polonezköy’de atmaya başlamış.
Hakkında beş yüze yakın eser yazılan, 150 yılı aşkın bir süredir şekillenen kültürüyle, bodur duvarlarla ve çitlerle çevrili evleri sarmalayan görkemli ağaçlarıyla ve neredeyse bölgenin sembolü haline gelmiş yediveren gülleri (sarmaşıkları) ile bizi karşılayan köyü tanımaya tabiat parkından başladık. Kış nedeniyle güneşi, zamanı ve enerjimizi verimli kullanmalıydık.
Güneşe doğru uzun bir yürüyüş, ardımızda doğanın sesleri
Polonezköy Tabiat Parkı, yaklaşık 5 kilometrelik yürüyüş parkuru ve çam türleri, kestane, gürgen, meşe, kayın, ıhlamur ağaçları ile çeşitli bitki türlerini bünyesinde barındırıyor. Alt tabakada yer alan defne, kocayemiş, karayemiş, dağ muşmulası, geyikdikeni, ateş dikeni gibi bitki türleri, eğer gördüğünüzde tanıyabiliyorsanız, eski bir dostu görmüşsünüz hissiyatı yaratıyor. Ormandan, doğadan koparılan bizleri özüne kavuşturuyor.
Park içerisinde Sülün – Keklik Üretme İstasyonu ve Geyik-Karaca Üretme İstasyonu da bulunuyor. Parka yaklaşırken karşınıza çıkan “Dikkat geyik çıkabilir.” uyarıları içerideki tesislerin habercisi gibi bizleri karşılıyor. Bunlara ek olarak parkta kızıl geyik, karaca, yaban domuzu, çakal, tilki, sincap, sansar, gelincik, sülün, keklik, atmaca, şahin, doğan, karatavuk, saka, üveyik ve baykuş gibi hayvanlar bulunuyor. “Kim bilir? Uslu bir çocuk olursak belki bir gün biz de Polonezköy Tabiat Parkı’nın sakinleriyle tanışabiliriz.” diyerek bir sonraki durağımız, pastalarıyla ünlü, Polina’ya varıyoruz.
Şömine, güzel manzara tatlı bir yorgunluk
Şömineye odunları atıp, şarabımızı yudumlarken “İyi ki…” ile başlayan sözler döküldü dudaklarımızdan. Çocukluğumdan beri birkaç kez geldiğim yere bu kez “neredeysekoradayiz” gözüyle bakıyordum. Yol arkadaşım ise ilk kez tecrübe ediyordu. Yaz aylarında bir gezi daha yaparak ünlü kirazlarını toplama sözüyle ayrıldık Polonezköy’den. Gördüklerimizden dolayı çok mutluyduk.
POLINA HOUSE
Polina’nın en ünlü pastası Karpat, böğürtlenlerden ve Polonya’dan getirilmiş yaban mersinlerinden yapılmış bir lezzet bombası. Tavsiyelerimiz arasında en güçlüsü bu. Aşağıya inen alanda ise hamaklar ve kanatlı hayvanların bulunduğu bir alan bizi karşıladı. Alanın tasarruflu ve zevkli kullanılmasıyla ortaya çıkan Polina, bizden geçer not aldı. Fiyatlar uygundu, servis hızlıydı. Bir sonraki durağımız ise Polonezköy Ağaç Oyma Heykel Sergisi idi.
GERÇEK OLAMAZLAR DEĞİL Mİ?
İlk gördüğümüz anda bizde bu hissiyatı yaratan heykeller, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ve Polonezköy Muhtarlığı’nın işbirliğiyle Türk ve Polonyalı sanatçıların ortak çalışması ile yapılmış. Hemen yanında sadece Pazar ve bayram günleri açılan Zosia Teyze’nin Anı Evi bulunuyor. Farklı günlerde ziyaret etmek isterseniz önceden haber vermeniz gereken müzeyi biz gezemedik. Bir sonraki gezimizde önceden tedbirimizi alacağımızı konuşarak Polonezköy Czestochowalı Meryem Ana Kilisesi’nın yolunu tuttuk.
İnce mimarî, sükûnet…