Aramızdan ayrılışının altmış üçüncü yılında, birkaç gün Muzaffer Sarısözen’in kısa ömründe pek dile getirilmeyen hizmetlerinden söz edeceğim. 5 Aralık 1946 Tarihli Ulus Gazetesi’nde Halk musikimizi ve sazlarımızı aşağılayan bir yazıya karşı verdiği cevap oldukça manidardı:
“Bir konser ve halk havaları başlığı altında” Yankılar” sütununda çıkan bir fıkra dolayısıyla Muzaffer Sarısözen bize bir mektup göndermiş ve bu fıkrada ileri sürülen, görüşlere iştirak etmediğini bildirmiştir. Muzaffer Sarısözen fıkrada milli sazlarımızdan ilkel diye bahsedilmiş olduğunu ileri sürerek diyor ki:
“Eğer bu ilkellikten maksat perdelerin yapılışından ve tellerin düzenlenmesinden ibaretse, perdeleri tam yerine oturtulmuş ve telleri temiz düzenlenmiş bir saz da o düşünüşün cevabını verebilir. Böyle bir sazdan işitebileceğiniz eserlerle, bu tipteki sabit perdeli Avrupa sazlarından duyacağınız sesin farkı kalmayacaktır.
Eğer ilkellikten kastedilen şey tek seslilik ise sayın yazarın burada düştüğü yanlışlığı hemen düzeltmesi gerekir. Çünkü bu sazlar, en az üç seslidirler. Herhangi bir sanatçının söylediği türküye iki ve daha ziyade sesle refakat eden bir müzik aletine ilkel denilmez. Şuracıkta bir noktayı da perçinlemek lazım geliyor.
Milli sazlarımızdan duyduğumuz bu çeşit çok sesliliğin armoni kaidelerine uyup uymaması, onun bu alandaki değerine noksanlık vermez. Esasen düne ait olan bu kaideleri bugünün genç ve daha ileri nesli kökünden söküp atmağa başlamıştır.
Başka bir bakımdan yukarıda anlattığım çok seslilik içerisinde o kadar güzel örnekler var ki, bunlar kompozisyon alanında en önde yürüyen bestecilere bile Türk müziğinin yarın ki modern şekli hakkında esaslı fikirler verecek kuvvettedirler. Bu gerçeği bizim olan ve olmayan bestecilerin, müzik bilgilerinin hiç birisi inkâr edilemez. O halde bu sazlara izafe edilmek istenilen ilkellik ve basitlik kelimeleri yerlerini bulamamıştır.
Muzaffer Sarısözen fıkrada geçen “mahdut tel” tabirinden ne kastedildiğini anlayamadığını bu bağlamalar çalınırken ne esaslı bir giriş ne de mısraların arasında ara nağmeleri bulunmadığı iddiasına gelince, buna da iştirak etmediğini belirterek şöyle diyor:
“Bu parçaya bu esasa dayanılarak girilir. Yahut esas olmadığı için hiç girilmez. Sonra mısraların arasında esasen saz nağmesi olmaz. Ara nağmeleri bir parça tamam olduktan sonra çalınan kısmın adıdır. Halk türkülerinde orijinallerinde ara nağme denilen bağlantı varsa, sazlar onu da çalar, yoksa çalmazlar. Bunun sazlarla hiç ilgisi yoktur.
“Bunları tertiplemek için bu işi beste yapısını bilenlerin ele alması lazım gelir,” iddiasına katılmadığını örekleri ile anlatan Sarısözen, hiçbir sanat kolunun monoton bırakılmak suretiyle geliştirilemeyeceği yolundaki kanaate de iştirak etmemekte, türkülerimizi orijinal olarak gerek hususi konser gerekse başka türlü yayın şeklinde sık sık söylettirilmesinin olgunluk ve gelişme konularıyla hiçbir ilgisi bulunmadığını ifade etmekte ve şöyle demekteydi:
“Memleket türkülerinin sık sık tekrarlanması, başlıca iki amaç güden bir eğitim konusudur. Bunların birisi yurt havalarından ruh ve renk alarak kurmaya çalıştığımız modern Türk müziğinin bütün yurtta kolayca anlaşılmasına ve benimsenmesine zemin hazırlamaktır. Halk türkülerinin sık sık tekrarlanmasında güdülen ikinci amaca gelince, bu da doğrudan doğruya bir millet bütünlüğünün tam kendisidir. Biz onları seve seve tekrarlarken bütün yurttaşların kalbinde, milli bir tören havası esmeğe başlar.