İslam dünyası ve ülkemizde yaşanan problemlerin başında cehalet ve fakirlik geliyor. Yaşanan bir çok sıkıntı, problem ve gözyaşının altyapısında da yine bunlarla bağlantılı olarak önyargı, şartlanmışlıklar, sevgisizlik, merhametsizlik ve şiddete, kargaşa ve çatışmaya uzanan bir devire şahitlik ediyoruz. Burada Müslüman toplumlar arasındaki kargaşalar bir yana Müslüman olmayan toplum ve devletlerin, saldırı, baskı ve şiddeti ile karşı karşıya olan Müslümanlar ve ülkemizde dahil, geçmişten günümüze yaşanan ve devam edegelen bu problemlerin nedenleri hakkında, konunun uzmanları farklı görüşler dile getiriyorlar. Bu hafta yazdığı kitapları ve verdiği sohbet ve konferansları ile ülkemizde, İslam dünyası ve umumi insanlık alemindeki yaşanan problemlere farklı bakış açıları getiren Marmara Üniversitesine bağlı İlahiyat Fakültesi emekli öğretim üyelerinden Yard. Doç. Dr. Emin Işık ile İslam, ilim, ahlak ve geri kalmışlığımızın sebepleri hakkında görüştük. Işık, İslam dünyasında geri kalmışlığın ve yaşanan problemin temelinde ilimden uzaklaşılmasının kaynaklandığını ve ahlaki değerlerin yeniden, yeni bir bakış ile okunması ve hayata geçirilmesi gerektiğini söylüyor.
Hayatınızda Mehmet Akif Ersoy'un önemli bir tesirini görüyoruz. Sizin için, Akif ne ifade ediyor?
Manevi hayatıma en çok tesir eden Mehmet Akif Ersoy'dur. Daha ortaokul yıllarımda, 15- 16 yaşlarında idim, ben Mehmet Akif Bey'in sadece İstiklal Marşı'nın ilk iki dörtlüğünü biliyordum. O dönemde bir müdür yardımcımız vardı ve bana Akif Beyin, Safahat kitabını gösterdi. Ben bilmiyordum. Bizim ilkokul hocamızın bile haberi yoktu Safahat kitabından. Ben tabi aldım bu kitabı okumaya başladı ve baktım ki, ortada bir derya var. Edebi kalitesi bir tarafta ve İslam dünyasının, bütün problemlerini yazmış. Akif'i ilk defa 1950'lili yıllarda okudum ve hala da okuyorum. Onun yazdığı 1910'lu yıllar ile, 1950'li yıllar ve bu gün okuduğumuzda, dünyada ve İslam aleminde yaşananlar arasında hiçbir değişiklik yok ve hatta İslam alemi maalesef, daha da beter durumda, daha da acı içinde. İslam dünyasının nasıl sömürge haline getirildiğini görüyor, onun ızdırabını yaşıyor ve bunu da yazdığı eserlerinde, şiirlerinde ortaya koyuyor. Biz bu duruma nasıl geldik, bunu sorgulamasını yapıyor sürekli olarak. Ve Akif'in yaşadığı devrin alimleri, yazarları, şairleri aynı dertten muzadaripler. Şehbenderzade de, Süleyman Nazif de, bu ızdırabı çekiyorlar. O devirde de bu devirde yaşanan o ki , bizim aydınlarımız böyle zor zamanlarda, ümitsizlik içinde düşüyor ve sonra bir kısmı diyor ki, 'artık biz bittik' ve teslim ediyor kendisini, ülkesi dışındaki devletlerin emrine giriyor. Ama eğer milli ve maneviyatı, kökü kuvvetli ve sağlam ise, mücadelesine devam ediyor, yılmıyor, aynen Mehmet Akif gibi. Ya da Tevfik Fikret gibi, dinini de, zihnini de değiştiriyor. Aynen o zaman da, bu gün de yaşanan aynı ve değişen bir şey yok.
İSLAM DÜNYASI İLMİ TERKETTİ, SÖMÜRGE OLDU
İslam dünyasının 'sömürge durumuna' düşürülmesinin sebebi nedir?
Bir şöyle etrafa baktığımız zaman, başımızı kundan çıkartıp da, etrafımızda ne oluyor, İslam dünyası ne halde, neden bu hale geldik, sorularını sormak lazım önce. Bu duruma gelinmesinin, İslam dünyasının perişan halinin en büyük sebebi, biz ilmi terk ettik. İlmi terk ettiğiniz zaman merhamet gidiyor, adalet gidiyor, iktidar gidiyor. Kainata baktığınız zaman, ne görüyorsunuz? İl gördüğünüz nedir, bilgi, kudret ve ihtişam. Yani Allah'ın 'Alim' ve 'Kadir' ismini görürsün, daha ilk başta. Diğer isimlerini, araştırırken bulursun. Çünkü muhteşem bir ihtişam var ve bu kendiliğinden olan bir durum değil. Kainatta büyük bir hesap var, bir ilmi incelik var. Bizim bir Türkçe Hocamız vardı, İbrahim bey. Ve o 'Din adamı parti tutmaz, partici olmaz. Olmaması lazım' derdi. Çünkü o, ümmetin hepsine sahip çıkması lazım, din adına olduğu zaman tabii ki, günahkarı da, kucaklayacaksın. Dışlamayacaksın. Ondan sonra da, karşımıza Hz. Mevlana çıktı. Ve diyor ki; 'Biz küfre düşmanız, kafire değil'. Küfrü yok edersen, o kafir senin din kardeşin olacaktır. Çünkü o, bir Müslüman adayıdır. Bugün etrafınızda farklı görüş sahibi olan bir çok insan, adaletten, haktan bahsediyor ama senin gibi inanmadığını ya da senin inancından olmadığını söylüyor. Ama aslında onunla konuşabilse insan, diyecek ki; bu görüşlerinin, bu düşüncelerinin hepsi İslam'da var. O kişi İslam'ı değil, Müslümanların ya da Müslüman olduğu iddiasında olanların, yaptıkları, söyledikleri ve yaşantılarındaki çelişkiler ve tutarsızlıklardan rahatsız. Esas olan burada insanın dürüst ve samimi olması ve o şekilde yaşamasıdır.
MÜSLÜMANIM DİYOR ALDATIYOR
'Ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol' sözü, bugüne baktığınız zaman ne ifade ediyor?
Bugün bizim çektiğimiz sıkıntıların sebebi ve bizim asıl meselemiz, Müslümanların kendi dinlerinin haysiyet ve şerefini temsil edemeyişlerindendir. Bütün mesele odur. Hem Müslümanım diyor, yalan söylüyor, aldatıyor, fırsatçılık yapıyor. O halde senin müslümanlığın nerde kaldı? Bu dünyada neyi seviyorsan, neye tapıyorsan, bir gün hepsi elinden kayıp gidecek. Hz. Yusuf kıssasındaki gibi, neye ümit bağlıyorsan Allah ondan ümidini kestiriyor ve bana bağlanacaksın diyor. Paraya mı, şöhrete mi, karşı cinse mi, futbol topuna mı vb. Bu dünyada neye tapıyorsan, Allah'dan fazla neyi seviyorsan, onlarla imtihan ediliyor insan. Ve Allah aslında daha bu dünyada, gençliğinde peşinden koştuğun, taptığın, uğruna fedakarlık yaptığın dünyevi heva, heveslerin hepsini yaşlandığın zaman zaten sana tek tek terk ettiriyor. Bunları neden söylüyoruz. Bütün bunlar gözümüzün önünde oluyor ve yaşanıyor. İbret almamız, tefekkür etmemiz lazım. Yani beden; yemek, içmek ve eğlence ister. Ruhumuz da, bilgi , fikir, güzellik, iyilik, güven ve huzur arzu eder. Nefis bizi daima aşağı çekmeye çalışır. Ruh ise, bizi daima yücelere çekmek ister. Nefisin oyun ve tuzaklarından kendimizi de çevremizi de uzak tutup, ruhun yücelerine erişebilme niyet, azim ve gayretinde olmamız lazım. Yani önce Allah'ı tanıyacaksın, Ona inanacaksın, sonra kendini tanıyacaksın. Sonra ailene, akrabana, milletine, ümmetine, insanlığa hizmet edebilecek iman, ahlak ve şuurda evlatlar yetiştirmemiz gerekiyor. Zorlaştırmadan, kolaylaştırarak ve basit formüller ile çocuklarımızı ve gençlerimizi yetiştirmemiz lazım. Mesela; 'ibadet nedir? Diye soruyor. 'Allah'ın razı olduklarını yapmaktır' diyor. İbadet bu. Peki 'Allah neye razı olacak? Diye soruyor. 'Emrettikleridir.' Diyor. Pek, 'ubudiyyet, kulluk nedir?'. 'Allah'ın yaptıklarına, Allah'dan gelene razı olacaksın.' Diyor. Burada işte 'namaz nedir?' diye sormak lazım. Namaz bize kulluk bilinci kazandırmak içindir. Secde bize mütevazı hale getirmek, alçak gönüllü yapmak içindir. Günah işliyor ve tövbe ediyor ise hiç günah işlememiş gibidir. Zaten o tövbeyi bize öğretmek için, günahlar var. Günahların bile fonksiyoner tarafı var. 'Aman Ya Rabbi, biz günah işledik, bizleri af eyle' deyip, yalvaralım diye, kulluk bilincine erişebilelim diye.
Anadolu'yu ahlâk ile fethettik
Gençliğe sahip çıkabilmek, onları anlayabilmek ve onları ilim ve ahlak ile iyi yetişmiş bir nesil olarak yarına hazırlamak için neler yapılmalı?
Bakınız bu çok önemli bir konu. Evet ülke nüfusunun ağırlıklı bir bölümü gençlerde ve çocuklarımızdan oluşuyor. Bunu söylemek güzel ama bu da bize ok ciddi sorumluklar yüklüyor. Bir kere bizi, atalarımızı, tarihimizi, maneviyat ve milli alemimizi ve bu mayayı kimler b nasıl oluşturmuşlar bunların bilinmesi ve öğretilmesi lazım. Bakınız
Biz Anadolu'ya, Balkanlara ilim ile girdik, ruh ile girdik. Hala bazıları kılıç ile geldiğimizi zannediyorlar. Kılıç ile gelirsin, savaşı kazanırsın ama ülkeyi kazanamazsın, insanı kazanamazsın. Adam keserek kazanamasın. Gönülleri fethederek. Peki ne ile fethedeceksin. Bilim ile ilim ile irfan ile.fethedeceksin. Biz Anadolu'ya geldik ve her tarafa bakın camiler var, medreseler var. Köylere varıncaya kadar. Biz kitap ile geldik, ilim ile geldik, sevgi ile muhabbet ile geldik. Biz Anadolu'yu din ve ilim ile fethettik. Hacı Bektaş ı Veli Hz. Ne diyor: 'Eline, beline, diline' hakim olacaksın. Biz bunu sadece kişisel manada anlıyoruz. Yani sadece diline sahip çıkacaksın, kötü söz söylemeyeceksin, eline sahip çıkacaksın, harama el uzatmayacaksın, ve beline de sahip çıkacaksın, yani mahrem olmayan ilişkiden uzak duracaksın. Ama bu kadar değil ki; 'El' dediği zaman, il yani vatan. Eline, vatanına devletine sahip çıkacaksın. 'Dil' yani Türkçe'ye de sahip çıkacaksın. 'Bel' yani nesline, soyuna da sahip çıkacaksın, koruyacaksın, çocuklarını iyi temiz, ilim ve irfan ile yetiştireceksin, şeklinde anlamak lazım bu manalı sözleri. Baştan sona, buram buram insanlıktır, merhamettir, şefkattir. Eğer bugün Türkiye'de biraz haya var ise, biraz maneviyat var ise Yesevi hazretlerinin, Yunus Emre, Hacı Bektaş ı Veli, Hz. Mevlana hazretlerinin tortularının eseridir. Eğer hala bizde biraz iman, ahlak, edeb ve merhamet var ise, o gönül insanlarımızın eserleri ve miraslarındandır. Biz yeniden bu değerlere, maneviyata, ilime, ahlaka, irfana yine o büyük gönül insanlarımızı okuyarak, anlayarak, o şuura sahip olarak ancak, ayağa kalkabiliriz. Çok okumamız, çok çalışmamız lazım. Durmak değil, yürümek değil... Koşmamız lazım. Mesafe çok açılmış ve bizim yetişmek ve geçmemiz için çok koşmamız lazım. Okumaya, çalışmaya, düşünmeye, hizmete koşmamız lazım. Yılmadan, bıkmadan, usanmadan. Allah diyor, koşunuz diyor, 'Allah'a doğru koşunuz' diyor Allah. Durmayın diyor. Gayret edin diyor. Ümitsiz olmamak lazım, bize yakışan budur. Çalışmak, okumak ve ümit var olmak... Ve işte bu şuur ile biz önce kendimiz inanacağız, kendimize güveneceğiz, bunu da yarınımız olan çocuklarımız ve gençlerimize anlatacağız, aşılayacağız, yaşayacağız, yaşatacağız.
"Nimet ile imtihan edilen bir kul, eğer yoldan çıkıp kötülüklere bulaşmaz, şükredek nimeti hayr ve hizmet yollarında kullanırsa, Allah'ın rızasını kazanır. Yokluk ve hastalıkla imtihan olunan kul da, isyan etmez, sabır ve tahammül gösterirse, rıza makamına erer ve Allah'ın sevgili kulları arasına girer." Allah "durmayın" diyor. Ümitsiz olmamak lazım, bize yakışan budur."
"Allah'a kulluk demek; özet olarak; 'Bilmek, sevmek ve vermektir.' Bu da, şunu ifade etmektedir: Allah'ın bilmemizi istediği bilgileri bilmek. Allah'ın sevdiği kimseleri sevmek, ve Allah'ın razı olduğu yerlere vermektir."
"Bizi mutlu edecek değerler dışımızda değil, içimizdedir. Mutlu olmak isteyen kimse, boş hayallerden ve bayağı isteklerden kurtulmaya bakmalıdır. Zira mutsuzluğun sebebi; azgın hırslar, bitmeyen hevesler ve sonu gelmeyen istek ve arzulardır."
YARD. DOÇ. DR. EMİN IŞIK KİMDİR?