Lübnan'ın tarihini bilirsek bugününü daha iyi değerlendirebiliriz.
Bir köşe yazısına sığmayacak Lübnan tarihine kısaca değinelim.
XXX
Lübnan'ın olduğu coğrafyada, tarihte yaşamış en önemli kadim uygarlık Fenikeliler olarak bilinir.
Fenikelilerden sonra Romalıların hakim olduğu bölge, o dönemde Hristiyanlıkla tanıştı. Daha sonra Müslümanların hakim olduğu coğrafya, o tarihten sonra her iki dinin birlikte yaşadığı bir bölge olarak dikkati çekti.
Bu birliktelik Osmanlı döneminde de devam etti.
Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Osmanlı'nın yıkılması sonrası, Suriye ve Lübnan coğrafyası Fransa'nın mandası oldu.
İkinci Dünya Savaşı sırasında kendisi Almanya'nın işgali altına giren Fransa, bölgedeki hakimiyetini kaybetti.
Fransa bölgeden çekilirken, burayı bir bütün olarak tutmak yerine, emperyal devletlerin klasik yöntemi olan "böl ve yönet" taktiğini kullanarak Suriye ve Lübnan'ı iki bağımsız devlet olarak tanıdı.
Böylelikle Suriye'deki İslam çoğunluğunun olduğu bir devletin dışında, Orta Doğu'da Hristiyanların da belli bir güce sahip olduğu Lübnan'ı oluşturdu.
Fransa'nın himayesindeki Maruniler, Hristiyanlığın bir kolu olarak, bu dinin bölgedeki en önemli mezhebi oldu.
Bölgede sonradan ortaya çıkan Dürziler farklı inanç ve yapısıyla (batıni) ve bazı dış güçlerin desteğiyle coğrafyada söz sahibi gruplar içerisine girdi.
İslamın bölgeye gelmesi ve Osmanlı devletinin bölgedeki hakimiyeti sonrası en etkin inanç yapılanması İslamiyetti.
İslamın Sünni ve Şii mezheplerinin her ikisi de belli bir nüfusa ve etkinliğe sahipti Lübnan'da.
İsrail devletinin 1948 yılında kuruluşu sırasında çok sayıda Filistinli topraklarını terk ederek Lübnan'a sığındı. O dönem itibariyle Lübnan nüfusunun yaklaşık yüzde 35'i Filistin'den gelenlerden oluşuyordu.
Lübnan bir dönem iç savaş da yaşadı. Bu savaş sırasında Suriye ve İsrail'in müdahaleleri oldu.
Bugünkü Lübnan yukarıda saydığım tüm inanç gruplarının olduğu bir coğrafya.
Ülke; Hristiyan Marunilerden seçilen Cumhurbaşkanı, Sünni Müslümanlardan seçilen Başbakan ve Şii Müslümanlardan seçilen Meclis Başkanı tarafından yönetilmekte.
XXX
İsrail'in Lübnan için kullandığı "suni devlet" tanımına, zoraki oluşturulmuş bir devlet şeklinde bakılırsa doğru sayılabilir.
Ancak günümüz dünyasında bir devlet oluşumunda katıksız bir etnik ya da dini yapı aranması son derece yanlış. Ulaşımın kolaylaştığı günümüzde; insanlar; iş, daha rahat yaşam koşulu ya da can güvenliği için kendi ülkesinden kopabiliyor. Dolayısıyla etnik ya da mezhepsel keskin bir ayrışma hiçbir ülke için söz konusu değil.
Lübnan aslında yeryüzünde örnek alınabilecek bir devlet yapısı oluşturabilirdi. Herkesin kendi inancını kendi içinde yaşadığı böylesi bir devlet, ideal devlet tanımına uygun da olurdu.
Ama olmadı.
Kendi iç dinamiklerinin mücadeleleri, bugün Lübnan'ın güneyini işgal eden ve günden güne de bunu geliştiren İsrail'in ekmeğine yağ sürdü.
Bir devlet düşünün, işgale uğruyor, ancak bununla devletin silahlı kuvvetleri mücadele edeceği yerde, adeta devlet içinde devlet olan Hizbullah isimli Şii yapılanma bu işgale karşı mücadele ediyor.
Böylesi bir durum başka hiçbir yerde olmaz.
Bunun anlamı şu, Lübnan devlet olmuş ama bir devlet yapılanmasının ana unsurlarını oluşturamamış.
Böyle olunca da gerçek devlet olarak kabul edilmeyebiliyor.
Lübnan'ın geleceğinin şekillenmesi emperyal güçlerin menfaatleri doğrultusunda olacaktır, aynı diğer çatışmalarda olduğu gibi.