Sunuş metnini yazarken, duygularıma gem vuramamış, göz yaşımı içime akıtıyordum. Biraz sonra engelleyemedim. Gözümden ilk damla, yazı klavyemin tuşlarına düştü:
“Kimse bana yaran olmaz, yar olmaz.
Mertlik hırkasını giydim giyeli
Dünya bomboş olsa bana yer kalmaz
İnsana muhabbet duydum duyalı.
İmanım hükümdar, benliğim esir,
Ehl-i Beyt’i sevdim, dediler kusur
Kimisi korkak der, kimisi cesur,
Kurt ile koyunu yaydım yayalı.
Ardımdan vuranlar, yüzüme güler,
Kestiği az gibi parçalar böler.
Herkes kılıcını boynumda biler,
Başımı meydana koydum koyalı.
“Bu Kızılbaş olmuş, yunmaz” diyorlar,
“Kestiği haramdır, yenmez” diyorlar,
“Camiye mescide konmaz “ diyorlar,
İmam Şah Hüseyn’e uydum uyalı.”
Kimi benden kağıt ücret alıyor
Hal bilmeyen ibde delil soruyor
Dostlar ölümüme karar veriyor
Sefil Selimi'yim dedim diyeli
Şiir sürüyordu. Kuşkusuz ki türkü olarak ilk iki kıta okunacaktı. Bir kaç gün sonra seyircilerin önünde türkü yorumlanırken, dinleyicilerin çoğu gözyaşını tutamıyordu.
Türkünün sözleri, Aşık Veysel’in hemşerisi Sefil Selimî’ye aitti. Sefil Selimî kimdir? Her şeyden önce Sefil Selimî, halk ozanlığının Veysel’den sonra bitmediğinin canlı kanıtıdır.
Asıl adı Ahmet Günbulut olan Âşık Sefil Selimî, 1933 yılının 26 Ağustos günü Sivas’ın Şarkışla ilçesinde doğdu.
Âşık Sefil Selimî işte böyle bir fakir ilçede, fakir bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelmişti. Babasının adı, lakabıyla (Sarı Ali) Sarali, annesi ise Sıdıka’ydı. Kısaca, Sefil Selimî, Şarkışla’da Sarali’nin oğlu Ahmet’ti. İlkokulu Şarkışla’da okudu. Yedi yılda bitirdi. Arı kuşlarının yuvasını bozan, haşarı bir çocuktu.
Sivas’ta ortaokula yazıldı. Ancak ortaokul ikinci sınıfa kadar eğitim yapabildi. On yaşındayken şiirle ilgilenmeye başlamıştı.
Yıl 1949, henüz on altı yaşındaki Ahmet’in başına bir sevda geldi ki, ne dur bildi, ne duraktan anladı. Şarkışla’da “İmamgiller” lakabıyla tanınmış bir aileye mensup olan Mahmut Karabulut’un kızı Ümmügülsüm’e gönülden vuruldu..
Kızın durumu, ailesinin geçimi sıkıntısı, kendisinin işsiz güçsüz oluşu umurunda değildi. Gülsüm’ün parmağını yakaladığı gibi soluğu komşunun evinde aldı. Çünkü ailesinin ve kendisinin başlık parası verecek, evlenme törelerinin gereklerini yerine getirecek gücü yoktu. Sizin anlayacağınız, kızı kaçırmıştı.
…. . 1954 yılının martında Mamak Muhabere Okuluna sevk edildi. İki yıl sonra terhis olup Şarkışla’ya döndü. Bir şans eseri, askerlik süresince terzilik yaptı. Böylece sanatını ilerletti.”
Ahmet bir terzi dükkânı açıp, çalışmaya başladı. Müşterisi çoğaldı, kazancı arttı. Bu arada ikinci çocuğu da olmuştu. Artık baba evi dar gelmeye başlamıştı. Ayrılıp kendi başına yuva kurmaya heveslendi.
Sefil Selimî’nin ziyaretlerinin başladığı yıllarda Çoban Mehmet rahatsızlık geçirmiş felçti. Etrafında gençlere saz çaldırıp türküler söyletmekteydi. Altı ay sonra Çoban Mehmet Sefil Selimî’ye “Haydi sen de söyle,” demişti. Hazırlığı yoktu. Şimdi hatırlayamadığı dört beş kıtalık bir şiiri okumuştu. Dinleyen Çoban Mehmet:
“Bugün bir kişilik bir Âşık oldun.” demişti. Bundan seni ancak bir kişi dinler anlamını çıkarmıştı. Sefil Selimî moralini bozmadı, ziyaretlerini sürdürdü. Bir gün :
“Bugün iki kişilik Âşık oldun” sözleriyle karşılaştı. Arkasından “üç kişilik” Âşık olduğu bildiriminde bulunuldu. Yıllar sonra nihayet “Artık Türkiye’nin âşığısın” müjdesini aldı. Kalabalık ziyaretçilerin içinde Çoban Mehmet, dua etmiş adını da koymuştu. İşte terzi Ahmet Günbulut’un adı, bundan sonra Sefil Selimî olmuştu.
Yarınki yazımda Sefil Selimî’nin dünya görüşünden birkaç paragraf açacağım.