Konya'da bağlama ile başlayan, ancak daha sonra Ud ile ülkemizde ve bir çok ülkede Türk Musıkisini Udi olarak temsil eden, bir icracı bir hoca olarak, musıkiye merhabasını anlatır mısınız?
Konya denilince ilk akla gelen Hz. Mevlânâ ihtifalleri ( anma törenleri) ile Mevlevi Semasıdır. Siz de, bu anma törenlerinde ud ile iştirak ettiniz mi?
Aralık ayında 1978 yılında, 18 yaşında iken, malumunuz olduğu üzere, Konya'da her yıl düzenlenen Hz. Mevlânâ İhtifalleri'yle (anma) törenlerinde ilk kez iştirak ettim. Mutrıba iştirak eden ses ve saz üstadları ile bir hafta boyunca, onların dibinin dizinde olur ve pür dikkat onları dikkat ile dinler ve takip ederdim ve bir yıl, boyunca o günlerde öğrendiklerimi, dinlediklerimi, tatbik etmek için olanca gücüm ile gayret sarfederdim. Saadettin Heper, Aka Gündüz Kutbay, Kadri Şençalar, Cinuçen Tanrıkorur gibi, Türkiye'nin önemli müzik adamları ile tanıştık onlardan istifade ettik. Türkiye'de ilk ud resitalini verdi. Özellikle aralık ayında tanıdığım hocalarımın benim musıki hayatımda büyük tesirleri vardır.
Bağlama ile başladınız, ud ile karar kıldınız ve bir çok saz ile de birlikte icralarda bulundunuz. Udu sizin için farklı kılan ve vazgeçilmez kılan nedir?
Diğer sazların her birinin ayrı ayrı güzellikleri ve kendilerine ait özellikleri vardır elbette. Ancak, ud beni doyuran bir sazdır, bununla birlikte uda bakmadan çalma kolaylığı ile birlikte, sesinin ton itibari ile benim için doyurucu özelliğe sahip olması ile var, normal olarak okumayı da kolaylaştırdığı gibi, farklı türlerde müzik icrası da mümkün olan bir sazdır.
Müziğin insan ve toplum arasında ne tür bir ilişki var?
Ülkemizde son yıllarda Türk Musıkisine olan ilgi nasıl, sizce yeterli mi?
Bakınız bu ülkede yıllarca, öz milli musıkimizin horlandığı, aşağılandığını, Batı müziğinin sürekli olarak metazori olarak, topluma dinlettirilmeye çalışıldığını unutmamak lazım. Daha yeni denilebilecek bir zamanda bir profesör (Türkan Saylan) 'Türkler, Türk Müziği dinlediği için geri kaldı' diyebiliyor ise bu konu üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gerekir. Kendi uzmanlık sahası olmayan bir konuda böyle bir açıklama yapması vahimdir bence. Peki sormak gerekiyor, Osmanlı Devletinin en zirvede olduğu devirlerde, hangi müzik dinleniyor, hangi müzik icra ediliyordu? Bir Batı müziği sanatçısı (Suna Kan), bir salonda Türk Musıkisi konseri verilmesini protesto ederek, kendisine verilmiş olan devlet nişanını iade etmedi mi? Yani musıkimiz, kültürümüz, sanatımız açısından bu ve benzeri şekilde acı tecrübeler yaşandı bu ülkede. Fakat bütün bu olumsuz gelişmelere rağmen, çok şükür ki bu gün Ud olsun, Ney, Kanun olsun, Bağlama vb diğer sazlarımız olsun, ses sanatçılarımız olsun, geleneksel sanatlarımız olsun, gençlerimizin ve bir çok insanımızın ilgi göstermesi, öğrenmeleri, icra etmeleri, dinlemeleri önemli bir gelişmedir. Çünkü bu müzik ve kültür, bu milletin dilidir, hayatıdır, köküdür. Ne yaparsanız yapın, o eninde sonunda ait olduğu yeri bulur, er ya da geç. Bugün olduğu gibi.
MİLLİ MUSIKİMİZ BİR CEVHERDİR, ONA SAHİP ÇIKMALIYIZ
Dünyada Türk Musıkisi nasıl tanınıyor? Müzik otoritelerine göre musİkimiz ne ifade ediyor?
Necdet Yaşar Hocanın naklettiği bir hatıra ile bu soruya cevap vermek istiyorum, Dünyaca tanınan en büyük keman virtüözü Yehudi Menuhim ile beraberken tamburu ile Batı müziğinden bazı eserler icra etmiş. Ancak Menuhim pek oralı olmayınca, kendi kendine "yahu ben ne yapıyorum, bu böyle olmaz" deyip, bir peşrevimizi icra edince, bitirdiğinde Menuhim gözleri dolar ve "ne olur bitirme, devam et, bu nasıl bir müziktir" diyerek, hayranlığını ifade etmiş. Geçmiş üç ABD Devlet Başkanının ulusal sanat danışmanı olan Prof. Dr. Robert Garfias, Türk Musıkisi üzerine ciddi araştırmalar yapmış bir etnomüzikolog ve antropologdur. Bu kişi Niyazi Sayın ve Necdet Hocaları Amerika'ya üniversitelerde ders vermek için davet etmiş, aylarca Türkiye'de Türk Musıkisi üzerine araştırmalar yapmış bir kişi. Bir gün kendisine, 'Siz Türk Musıkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?' diye sordum. Çok ibretlik bir cevap verdi: 'Siz nasıl bir milletsiniz? Bir definenin, üstüne oturmuşsunuz ve el açıp dileniyorsunuz. Kendi kültürünüzün, sanatınızın ve müziğinizin, kıymetini bilmiyorsunuz.' Aslında bu cevap bize bizim durumumuzu en iyi şekilde anlatıyor.
HUZURLU İNSAN VE TOPLUM İÇİN, GÜZEL MÜZİK GEREKİR
Türk Musıkisinin, insan ve toplum olarak etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Ahmed Mükerrem Akıncı'nın şu sözleri, zannediyorum ki, bu soruya en güzel cevaplardan birisi olabilir.
Rahmetli Cinuçen Ağabey, bu konuda çok önemli bir tespitte bulunuyordu: 'Bugün Türkiye'de anarşinin, terörün, huzursuzluğun hortlamasının en önemli faktörlerinden birisi de müziktir' derdi. Eğer bilimsel olarak da ispat edildiği gibi, müzik insan ruhunu terbiye ediyor ise, huzur veriyor ise, kaliteli müzik bozulduğu taltirde peki ne olacak? İnsan ve toplum, müzik kalitesi düştüğü ve kötü müzik yaygınlaştığı zaman, ruhi yapısı bozulmuş insanlar yetişecek ve toplumda huzursuzluk, sevgisizlik olur, bu tür insanlardan da anarşist olur, terörist olur. Allah'ın insanlara bahşettiği bir çok özellikler vardır ama bana göre en önemlisi belki de müziktir ve bunu insanların iyiliği, güzelliği ve huzuruna istifadeye sunmak gerekir. Bu da elbette e müzisyenlerin dikkat etmeleri gereken bir konudur.
NECATİ ÇELİK KİMDİR?
1955'de Konya'da doğdu. 7 yaşında bağlama çalmayı öğrendi. 1970'li yıllarda ud çalmaya başladı. 1973 yılında, ilk defa Hz. Mevlâna'yı anma törenlerinde udi olarak görev aldı. Burada Saadettin Heper, Aka Gündüz Kutbay, Kadri Şençalar, Cinuçen Tanrıkorur gibi, Türkiye'nin önemli müzik adamları ile tanıştı. 1975 yılında Konya'da kendi özel dershanesini kurdu. Burada yüzlerce öğrenciye ud dersleri verdi.
Zakir Hussain, Mickey Hart, Ross Daly, Christopher Carnes, Ali Akbar Khan, Habib Khan ve dünya müziğinin daha birçok önemli ismiyle birlikte konser ve CD çalışmaları yaptı. 1993 yılında Amerika'ya gitti. California ve New Mexico'da ud dersleri ve resitaller verdi. Mendecino'da her yıl Ağustos ayında kurulan Middle Eastern Music Camp'ta ud dersleri ve Türk müziği dersleri vermektedir. 1997 ve 1998'de İsrail Üniversitesi'nin davetlisi olarak Kudüs'e gitti. Burada Türk müziği ve ud dersleri verdi. Çalışmaların sonunda öğrencileri ile birlikte 2 konser verdi. İlk kişisel albümü "Yasemin" i 1996 yılında Amerika'da yaptı. Daha sonra 'Suzidil' adlı bir albüm daha çıkardı. Halil Karaduman, Sadreddin Özçimi ve Göksel Baktagir ile yaptıkları canlı konser kayıtları, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından "Klasik Sazlar Üçlüsü" ve "Ud-Kanun İkilisi" adıyla 2 ayrı CD olarak yayınlanmıştır. Evli ve 2 çocuk babasıdır.