Kapadokya’yı koruyalım

Kapadokya Türkiye’nin aydınlık yüzü. Giderek tanınıyor ve yılda milyonlarca turist ağırlıyor. Turizmdeki bu eşsiz güzelliği koruyalım, kollayalım. Kapadokya gibi bir yer bir daha gelmez. Gelenlerin hayran kaldığı, dinlendirici konumu ile Kapadokya daha nice hizmetlere imza atacak.

Abone Ol

Kapadokya’yı korumak için bazı yasaklar da getirilmeli. Dünyada buna örnek çok.

Betonlaşmanın ardından Kapadokya’yı bu kez “aşırı turizm” tehdit ediyor. Uzmanlara göre plansız yapılaşma ve kontrolsüz ziyaretçi yoğunluğu, UNESCO Dünya Mirası listesindeki benzersiz peyzajı geri dönülmez biçimde tahrip ediyor.

Kapadokya’da hızla artan betonlaşmadan sonra en büyük sorun aşırı turizm. Uzmanlar uyarıyor: “Kapadokya korunmuyor ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.”

Kapadokya 1985 yılında; Göreme Milli Parkı, Derinkuyu Yeraltı Şehri, Kaymaklı Yeraltı Şehri, Karlık Kilisesi, Aziz Theodore Kilisesi, Karain Güvercinlikleri ve Soğanlı Arkeolojik Alanı olarak yedi bölüm halinde Dünya Miras Listesi’ne dahil edildi ve kültürel peyzaj değerleri pek çok kararla koruma altına alındı.

Bugün ise gelinen noktanın aydınlık olmadığının altını çizen, Kültürel ve Doğal Mirası İzleme Platformu yöneticisi, Kapadokya üzerine pek çok yayını olan arkeolog Nezih Başgelen kısaca şunlara değiniyor:

“Son dönemde beton yapılaşmaya yönelik ticari ilanlar ve bunların olumsuz etkileri benzersiz peyzaj değerleriyle ünlü Kapadokya için ciddi bir sorun. Bir yanda kendi koruma mevzuatımıza mevcut sit kararlarına öte yanda da hem UNESCO kriterlerine hem de Avrupa Peyzaj Sözleşmesi’nden kaynaklanan yükümlülüklerimize aykırı. Bu tip yapılaşma ilanları ve betonlaşma faaliyetleri önlem alınmadan devam ederse ülke ve dünya turizminin bu benzersiz değerlerinin önemli bölümü bir daha geri gelmemecesine zarar görecek.”

“Unesco Dünya Mirası alanları nitelikli kültürel ve doğal varlıklarıyla insanlığın ortak bilincinin kayıtları ve değerleridir” diyen Başgelen sözlerine şöyle devam ediyor:

“Tahribi yalnızca ait olduğu toprakların değil, tüm insanlığın geçmişini etkiler. Kapadokya’nın tüm dünyaca tanınan harikalar diyarı peyzaj değerleri gerekli önlemler alınmazsa ciddi yapılaşma tehdidi altındadır. Böyle değerli kültürel alanlara sahip olmak, bunlar ile övünmek kadar, titizlikle koruma ve geleceğe aktarma sorumluluğunu da beraberinde getirmektedir.”

Bölgeye sık sık giden ve gelişmelere hâkim olan, adını açıklayamayacağımız bir rehber ise Kapadokya için başka bir konuya dikkat çekiyor: “Turizmde bir destinasyonun ekolojik taşıma kapasitesini aşan ölçüde tarihi dokuyu ve yerel yaşamın yapısını değiştirecek kadar büyük yoğunlukta ziyaretçi almasına hiper turizm ya da aşırı turizm deniyor. Kapadokya tam da şu an bu durumda.” Rehber, turizmin, gelişmiş ülke ekonomileri için bile çok önemli olduğunu ve turizmden gelen çabuk ve tatlı paranın, bütün ülkelerde karar vericilerin aklını başından aldığını vurguluyor.

Rehber’in açıklamamaları da şu şekilde:

“Emek yoğun bir sektör olduğu için istihdam verilerini de yöneticilerin keyfini artıracak şekilde parlatıyor. Hal böyle olunca bütün ülkelerde hem turizm yatırımları hem de turist sayısı artıyor. Ve bu durum ülkeyi yönetenler tarafından bir başarı hikâyesi olarak anlatılıyor. Turizmden gelen tatlı para birçok ülkede hiper turizm ya da aşırı turizm sorununa yol açtı. İtalya Venedik’ten Tayland Maya Koyu’na, Machi Pichu’dan San Torini’ye aşırı turizme çözüm aranıyor. Çünkü hiper turizm, turistik alanı ya da yapıyı bozuyor. Bir süre sonra ziyaretçilerin keyif almadığı bir yere dönüştürüyor. Türkiye’de ise henüz ciddi şekilde dillendirilmese de İstanbul ve Kapadokya hiper turizm sendromunu yaşamaya başladı.”