Buralarda kimseler okumuyormuş gibi yazmanın riskleri var, bir nevî delilik bu
ama birine aniden ulaşıyor sözün: Odasının tâ içine. Tam da ortasına kalbinin. Ne büyülü…
Babam Beni Şahdamarımdan Öptü / Ozan Önen
Okuduğunuz bir kitabı sevmişseniz, o kitapta okuduklarınızı sevmişsinizdir. Ben sevmekten biraz daha ilerisini kastediyorum; bir kitabı seviyorsunuz, o kitabı okumayı da seviyorsunuz, bir de; bitirdiğinizde elinizde tuttuğunuz 518 sayfalık nesneyi seviyorsunuz; kucağınızdaki kedi yavruyu (!) okşar gibi şefkatle... Öyle bir sevmekten söz ediyorum yani.
“Beni okumadan önce kendi omzundan bir kere öp. Belki şaşkın olur sonrası.” diye başlayabilir mi bir kitap?..
Herhangi bir kitapsever bu kitabı eline alıp şöyle bir incelese, yoğun ve de acilen bir okuma arzusu duyar eminim. Kitabın adı, kapağı, kapağı araladığınızda hiç tahmin etmeyeceğiniz, tüm sevimliliğiyle sizi selamlayan, renkli kitap haritası…
Sevgili Ozan Önen’in kitabını ön sempatiyle okumaya başladım. Deneme türündeki yazılarını okurken Ozan Önen’e karşı sevgi beslemeye başladığımı, biten her sayfada sevgimin git gide büyüdüğünü hissettim.
Size de böyle oluyordur değil mi? Uzaktan sevdiklerimiz vardır hepimizin. Yazarlar, oyuncular, sanatçılar. Sosyal medyanın gücü sayesinde tanıdığımız kimi insanlar… Muhtemel, ömrümüzün sonuna dek şahsen tanışmayacağımız ama sevmeye devam edeceğimiz insanlar… Seviyoruz çünkü kalbimizin tam da ortasına ulaşabilmiş oluyorlar, ne büyülü…
Ozan Önen’in kitabında, kitaplarla kurduğumuz bağı çok güzel anlatan bir bölüm var. İnsanın vicdanen ve ruhen hayatta kalabilmek için kitapları bir tür can simidi gibi görmesi…
Ben de ortalama bir okur olarak kitapları can simidi gibi bildiğimden zaman zaman okuduğum kitaplar hakkında da yazdım. Ama inanın, hiçbiri beni, bu kitap kadar heyecanlandırmamıştı. Bu kitabı öyle güzel anlatabileyim ki; canınız çeksin istiyorum. Fakat biliyorum ki, ne söylesem eksik kalacak. Ve yine biliyorum ki benim canım tekrar çekecek.
Sevgili Ozan Önen… Kendini “başıbozuk ve ‘kime ne?’ ci” diye tanımlayan bir yazar. Başıbozuk yazarıma hürmeten kitaptaki yazıları sırasıyla değil, karışık okudum ben de. Hem de çok güzel okudum, elimde bir kurşun kalemle, yaza çize. Okuduklarımla okumadıklarımı ayırt edebilmek için okuduklarımın başına çiçek çizdim, çok beğendiysem çiçekler çoğaldı, mest olduysam kalpler, gülen yüzler eklendi. Son yazı, gülen yüzle değil gözyaşıyla okundu. Kitap ayracı olarak da; çocukların küçükken el ele tutuşmuş, Kapadokya’da çekilmiş bir fotoğraflarını kullandım, kitabı her açıp kapayışımda onlara da bir öpücük kondurmayı ihmal etmeden.
Dünyanın ve ülkenin gündemi çoğu zaman insan ruhunun ve vicdanının katlanamayacağı hallerle dolu olduğundan olsa gerek, hepimizin bildiği ve yaşadığı katlanamadığımız halleri yinelemek yerine, - ne denli becerebildim bilmiyorum- iyi hissettiren yazılar yazmayı amaçladım genel olarak. Her ne kadar zaman zaman kendimi tutamayıp gündeme sitem eden yazılar yazmaya kalkışmış olsam da. Vicdanen ve ruhen hayatta kalabilmek için yüzümüzü doğaya, sanata ve edebiyata çevirmenin gereğine inandım, inanıyorum.
Bir de şefkate inanıyorum. Şefkatin; güvenin, iyileşmenin ve umudun ilk dili olduğuna.
Kitabın sonuna Dr. Sine Aras Akten bir sonsöz yazmış. Yazı şöyle başlıyor: “İnsan hikâyeleri anlatan her iyi yazar, yazdıklarının okurlar nezdinde iyileştirici olması gerektiği kaygısını mutlaka taşır…”
Bu sözleri kendime pay çıkarmak için söylemiyorum elbette. Yazarlık sıfatının bile şahsıma büyük geldiğini düşünen biri olarak, yalnızca şunu fark ediyorum: Ben de yazarken, biraz olsun iyi hissettiren şeyler söylemeye çalışmışım. Bilerek değil; daha çok hissiyatla, el yordamıyla.
Belki insan biraz da kalbinden çıkan cümlelerin toplamı oluyor. Okuduklarıyla, sevdikleriyle, tutunduğu şeylerle şekilleniyor. Ozan Önen’in kitabındaki en kısa yazısının adı; “Sen Kimsin?” Yazı şöyle:
“Sokağın ve felsefenin müşterek sorusudur ‘Sen kimsin?’
Geçtiğin her yolun toplamı sensin, geçeceğin her yol da sana benzeyecek.”
Dr. Sine Aras Akten’in kitap ve yazar için kullandığı bazı sıfatları yineleyerek: “Cümlelerinin gücüyle Ozan Önen'in insan duygularındaki boşlukları onarma becerisi ve çok katmanlı özgün ve derin edebi eserini”… “bu şifalı ve eşsiz kitabı”…okuyunuz diyorum.
Çünkü bazı kitaplar insanı kalabalığa değil, kendi içine, hatta en derinine; kendi süveydasına yaklaştırıyor. Ve insan bazen bir kitabın ıssızında evet tam da o ıssızda kendisi için küçük bir evren kurabiliyor…