Hem gelenek hem görenek

Rum balıkçılar, yağlı küçük balıkları asma yaprağına sarar öyle pişirirlerdi. Selanik göçmenleri ise, genellikle pırasalı iç harç ile karılmış boza kıvamında hamurdan, altına asma yaprağı döşenmiş siniye döktükleri hamurdan, köz ateş üzerinde bir çeşit börek yaparlardı.

Abone Ol

Üzümün kurusundan hazırlanan hoşaflar Ramazan akşamlarının, vücuttan harareti alan olmazsa olmaz lezzetlerindendi. Olgunlaşmamış koruğundan koruk suyu hazırlarlar, reçelini yaparlardı. Bu mutfak kültürünün günümüze uzanan yansımalarına yöre mutfağında az da olsa raslıyoruz.

Cumhuriyet öncesinde “Bağların bozulacağı günü belediye meclisi tayin ve halka duyururmuş. Bu zamana kadar bağlardan ancak yemeklik üzüm toplanabilirdi. Üzüm mahsulü vergiye tabi olduğu için bağ bozumu başlamadan evvel yetkililere haber verip, izin belgesi almak gerekirmiş. Hükümet memurları şehre gelen yolların belli noktalarına çadır ve kulübeler koyar, yoldan geçen şıra hanelerde ölçüm yaparlarmış. Belediye meclisi ve memurlardan oluşan bir heyet şıra hanelerden ne miktar para alınacağına karar verirmiş.

Kırklareli bağ bozumu coşku dolu bir ruh iklimi yarattığından halkta, kendine has ritüellerini ortaya koyarmış.

Bağ bozumu için izni verildiği haberi alınınca, şırahaneler muştular dağıtır, şırahanelerin üzerine bayraklar asılır, sokak aralarında davullu-zurnalı, gayda takımları eşliğinde süslenmiş manda kafileleri gezdirilirmiş.

Süslü çadır bezleri gerilmiş ve bir yaşam alanına dönüştürülmüş manda arabaları sokak aralarından bağların olduğu kırsala hareket ederlermiş.

Üzümlerin manda arabalarıyla taşınırken, kasalardan sızan şıralardan yollar vıcık vıcık çamur olurmuş.

Günlük işler bitince bağ meydanlarında sazlı sözlü bağ alemler başlarmış. Bağ sahiplerinin ikramları, bağ alemlerinin musikili eğlenceleri imeceleri ertesi gün çok daha hevesi çalışmaya sevk edermiş.

İmecelerin ötesinde köylerden üzüm toplamak, hamallığını yapıp taşımak için bile vasıflı-vasıfsız binlerce insana ekmek kapısı açarmış.

“Bağ bozumu günleri yaklaştıkça şehrin havası değişirmiş. Esnaf, salkımları kesecek, başlıkları budayacak ufak bıçaklı sıvanalar, üzüm bıçakları, fıçılar, iki dipli büyük ve küçük sıra fıçıları doğramacı ve marangozlar şırahaneler için 10-15 kg üzüm alacak tahta sandıklar, arabacı esnafı ise üzüm taşıyacak araba yaparlarmış.

Küpçüler, çömlekçiler, büyüklü küçüklü pekmez küpleri, reçel kavanozları, şıra güğümleri yaparlarmış. Pelte sucuğu için ceviz, badem içleri ayıklanır, ipliklere dikilir, kışa dayanıklı üzümlerden hevenkler yapılıp hazırlanırmış. Pekmez kaynatmak için köylerden binlerce araba odun gelirmiş.

Hasılı Anadolu ve Trakya kırsalında sonbahar keder, hüzün, hazan, umutsuzluk, bedbinlik, karamsarlık, melankoli ve bunlara benzer bir çok kelimenin tanımının, anlatmak istediği mevsim değildir. Sonbahar, özlemlerin, umutların, heyecanların ve vuslatın mevsimidir.

Benim doğduğum topraklarda, sonbaharın ikişer üçer gün arayla değişik adları vardır. Harman, harman sonu, bağ bozumu, bahçe bozumu, güz ekimi, koyun yuyumu, bulgur kaynatımı, bulgur sokusu ve daha başkaları... Harman sonu, koç katımı, bağ bozumu coşku içinde kutlanılan, içinde Tanrı'nın verdiği nimete şükürlü sevinçli, saygılı kutlu günlerdir.

Bu kadar mı? Turşular, salçalar, reçeller... Ama sonbaharı, asıl dört gözle bekleyenler gençlerdir. Hasadın bereketiyle baş göz edilecek, yuva kurdurulacak gençlerdedir. Onlar ki, bir an önce sonbaharın gelmesini, ürünün bereketli olmasını arzu ederler. Sonbahara umudun, özlemin, heyecanın ve vuslatın mevsimi deyişim bundandır.