Hangi Düğmeyi Yanlış İlikledik?
Önce, Atatürk Havalimanı'ndaki vahşi terör saldırısını İsrail ve Rusya ile estirilen bahar havasına karşı yapılmış bir hamle olarak değerlendirenler çözsünler ilikledikleri düğmeyi. Algı operasyonu yapmak güzeldir ama insanları göz göre göre aptal yerine koymak, sadece size olan inandırıcılığı değil, gazetecilik mesleğinin itibarını da yerlerde süründürüyor çünkü.
Atatürk Havalimanı'ndaki eylemin bir günde karar verilmiş, bir saatte planlanmış bir eylem olmadığı her şeyiyle apaçık ortada.
Öyle "terör uzmanı" etiketiyle ahkâm kesenlere benzeyip de, abuk subuk cümleler de kurmayacağım.
Sadece "perşembenin gelişi çarşambadan bellidir" deyip, ölenlere rahmet, yaralılara şifalar dileyerek Atatürk Havalimanı saldırısını kenara bırakacağım.
* * *
6 Haziran 2016 tarihli "Batının bize biçtiği elbise" başlıklı yazım şöyle bitiyordu:
"Batı'nın amacı İsrail'in güvenliği ve vaat edilmiş toprakların yeniden şekillendirilmesi için hazırlanan Büyük Ortadoğu Projesi'nin Türkiye bölümünü gerçekleştirmek için "izole et, içe kapat, karıştır, savaştır" sürecini hızlandırmak…
PKK terörünün artması, Türkiye'nin Suriye sınırını aşıp gelen füzelere karşı bile müttefiklerinden destek göremeyişi, NATO'nun sadece Ege sularında adeta Türkiye'ye karşı cephe tutması, Suriye'deki Türkmen ve Arap unsurlarla Türkiye'nin bağını tamamen koparacak şekilde ABD-Rus destekli PYD güçleriyle kuşatılmamızı bir arada değerlendirmek zorundayız.
Türkiye'de PKK eliyle iç savaş çıkaramayanlardan, tüm enerjimizi içeriye harcamak için yeni hamleler bekleyelim. Mesela, taraftar sayısı hızla artan Selefiler yanında İslami görünümlü "radikal" yeni oluşumlar önümüzdeki dönemin aktörleri olabilir.
İşte bu yüzden, "Olay sadece Ermeni meselesi değil, siz hâlâ anlamadınız mı?" diyoruz…
* * *
İslam coğrafyasındaki vekalet savaşlarında yeni bir evreye girdiğimizi de "BOP Kürdistanı ve sezon finali" başlıklı yazımızda anlatmıştık. Yani, hem PKK'nın Ortadoğu'da yeni bir misyon üstlenerek Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde önemli bir aktör haline geldiği, hem de içimizdeki selefi akımlarla Türkiye'nin terbiye edilmeye çalışılacağını bu sütunda nedenleriyle anlatmaya çalışmıştık.
Elbette İsrail'le ve Rusya ile buzların eritilmesi yeni bir devrin başlangıcı. Bundan rahatsız olanlar da var, memnun olanlar da. Fakat olay bu kadar basit değil.
"Üzerinde güneş batmayan imparatorluk"tan Avrupa Birliği'nin herhangi bir üyesi haline gelen İngiltere bile -halkına sorarak da olsa- geleceği için çok radikal kararlar almak zorunda kaldı. İngiltere'nin AB'den ayrılması, Ortadoğu'daki gelişmelerden hiç bağımsız değil. Hatta direk Ortadoğu'yla alâkalı. Asırlarca İslam ülkelerini sömürmüş, bu sömürüyü kolay kılmak için Kur'an ve İslâm dahil birçok konuda dersini iyi çalışmış bir İngiltere'den söz ediyoruz.
Ortadoğu'yla ilgili kararlarını AB'ye uyum içerisinde alıp, eylemlerini de orkestra uyumu içerisinde yapacağını mı bekliyordunuz?
* * *
Bugün İslâm dünyasını kana boğan, öldürenin de, ölenin de "Allahüekber" dediği düzen, asırlar önce İngilizlerin döşediği taşlar üzerine bina edildi. Vahhabiliğin, Selefiliğin günümüzdeki yorumlarının çoğu, İngiliz sömürgesi topraklarda yeşertilen "genetiği değiştirilmiş İslam"a dayanıyor. Büyük Britanya için kendisini feda etmek üzere yola çıkan Hempher'den, Lawrence'ye kadar geçen birkaç asırda sadece Müslümanların İslam adına inandığı din mi deforme edildi? Tabii ki hayır.
Kurdukları sahte dine inananlar için bambaşka bir uydurma tarih yazdılar. Toplumları geleceğe götürecek geçmiş değerleriyle kavga etmesini ve hiç bir zaman bir bütün haline gelemeyecekleri "zehirli bir tarih" yazdılar.
Bugün, Ortadoğu'daki tüm devletlerin Osmanlı'yı özlediğini zannedenler var bizde. Ama oralardaki tarih anlayışı pek de böyle söylemiyor. "Dünya bizim liderliğimizi bekliyor" cümlesi, söylerken de, dinlerken de hoş geliyor ama gerçekçi değil. İşte asırlar öncesinden İslam'ın ve toplumların tarihi değerlerinin içerisine ekilen zehirli tohumlar bugün sonucunu veriyor.
Devam edeceğiz...