Ezberlerimizi Bozma Zamanı

Abone Ol


Bu yazıyı kaleme aldığım sırada, MGK toplanmamış, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın CNN International kanalında sözünü ettiği "çok önemli kararlar" açıklanmamıştı. Darbe gecesi hızla toplanan ve darbecilere "dimdik ayaktayız" mesajı veren Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin hiç bir vesayet altında kalmadan geleceğimize yön verecek dinamizmi göstermesi gerekiyor. Liderlerle görüşmesi sırasında Başbakan Binali Yıldırım'ın vurguladığı "Tenimiz, göz rengimiz farklı olabilir. Ama hepimizin gözyaşı aynı renk" sözü, TBMM'nin kısır siyasi ayrıntılar yerine ana eksende ortak hareket ederek sağlıklı bir demokrasiyi inşa etmek için tek yumruk olması şart...

* * *

Eğer size bir-iki yıl önce, "devlet içinde yıllardır örgütlenen odaklar" diye başlayan bir cümle kursam, "komplo teorisyeni" der, yazıyı okumadan sayfayı çevirirdiniz. "Evet, bu tür odaklar var" diyenlerin de vereceği ilk örnek şu olurdu: "TSK'dan namaz kılan subay-astsubayları atıyorlar. Orduya dinsizleri alıyorlar." Askerliğimi yaptığım sırada Işıklar Askeri Lisesi operasyonu yapılmış, bir grup askeri lise öğrencisi ve subayın "irticai faaliyet" sebebiyle orduyla ilişiği kesilmişti. O dönemde askeriyenin gizli yazışma sistemi kriptolar alışılmışın dışında bir hızla çalışıyor, emir üzerine emir geliyordu. Askeri kışlalarda da adeta "namaz kılan personel" avı başlatılmıştı.

Bugün öğreniyoruz ki, "abiler"in öncülük ettiği bir organizasyon varmış ve TSK içerisinde, Anayasa'yı da, emir komuta zincirini de ikinci plana iten bir örgütlenme hızla yayılmış.

Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın Yaveri olan Piyade Yarbay Levent Türkkan, "1989 yılında Işıklar Askeri Lisesi sınavlarına girmeden bir gece önce soruları getirip verdiler" diyor. Benim sözünü ettiğim Işıklar Askeri Lisesi operasyonu 1987 yılında yapılmış, hatta ilk kez Türk Silahlı Kuvvetleri'nde komuta kademesi normal teamüller yerine sürprizlerle şekillenmişti.

* * *

O dönemde "Namaz kılan askerleri ordudan atıyorlar" diye suçladığımız insanlara bugün haklılığını teslim etme zamanı mı peki? Yoksa, daha geniş bir fotoğrafa bakıp, kimlerle ne tür ittifaklara girdiğini bilmediğimiz bazı örgütlenmelerin, dini hassasiyetimizi kullanarak Türkiye'ye sinsi tuzaklar kurduğunu mu düşünmeliyiz?

Anayasa ve yasaların verdiği sınırlar içerisinde "liyakat" esaslarına göre karar almak yerine, rütbeleri bile sıfırlayarak "abilerden" gelen talimatları her şeyin üzerinde tutanları dini hassasiyetlerimiz sebebiyle görmezden gelmiş, hatta onların değirmenine su taşımışız farkındaysanız. "Peygamber ocağı" olan ordumuzu, manevi hassasiyetlerimizle "sahte peygamberlerin" emrine nasıl soktuk?

TSK'ya kirli eller tarafından yapılan Ergenekon ve Balyoz ameliyatı döneminde cezaevine konulan ve apoletleri sökülenlerin yerine atama yaparken de, "mütedeyyin kardeşimiz" hassasiyetini yaptık mı acaba? Bugün darbe ihanetinin içerisinde olduğunu öğrendikçe küçük dilimizi bile yuttuğumuz isimlerden bazılarını "liyakate" göre değil, referansına göre mi göreve getirdik, basamakları hızla tırmanmasını sağladık acaba?

* * *

Hiçbir ön yargı veya ön kabulüm olmadan bu sözleri sarf ediyorum. Elbette bizim milletimiz, kutsallarını, manevi değerlerini her şeyin önünde tutar ve zaten bizi tüm iç-dış mihraklara karşı güçlü tutan da budur.

Zahirde benzeyen ile gerçekte olanın bir biriyle örtüşmediğini de bu darbe girişimi sayesinde öğrenmiş olduk. Darbe musibetinden aldığımız derslerle, devleti ve sistemi yeniden yapılandırırken "liyakat"in dışında kriterler kullandığımızda yine karşımıza çıkmaz sokaklar, farklı emir komuta zincirleri, Anayasa ve yasaların üzerinde güçler çıkması kaçınılmaz olacak.

"İbadet de gizlidir kabahat de" sözünün sık kullanıldığı bir toplumda, artık hiç bir kabahat gizli kalmamalı, hiç bir ibadet de kabahatleri, ihanetleri örtmemeli...