Her ne kadar farklı ve bazıları haklı yaklaşımlar olsa da, Türk Lirası’nın yabancı para birimleri karşısında değer kaybetmesi ve özellikle doların tüm dengeleri alt-üst edecek şekilde hızlı tırmanışı küresel gelişmelerden bağımsız gelişmiyor. ABD Başkanı Trump, bir yandan Beyaz Saray’a kendisini taşıyan vaadlerini yerine getirmek için çılgınca hamleler yaparken, diğer yandan da Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimine hazırlanıyor. Dolayısıyla birçok kesimi memnun etmek için adımlar atıyor Trump. O kesimlerden biri de, Büyük Ortadoğu Projesi’nin büyük hissedarlarından biri olan Evanjelistler...
Trump, Yahudi lobisinin tam desteğini almak için, ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşımanın ardından büyük bir adım daha atarak İsrail’i tam güvenli hale getirecek İran hamlesini yapmak istiyor. Ambargolar falan derken, asıl amacın İran’ı Ortadoğu’nun diğer bölgelerinden çekilmeye zorlayacak bir kaosa sürüklemek için çabalıyor. CIA’nın İran’ı çökertmekle görevlendirdiği “Ayetullah Mike” bir yandan iç karışıklık için “ısıtma” çalışmalarını yürütürken, Trump da Tahran’ı dünyadan soyutlayıp köşeye sıkıştırmak istiyor.
İran’ın böyle bir kaosa sürüklenmesi, Suriye, Lübnan ve Yemen’deki Hizbullah güçlerinin de desteksiz kalmasını sağlayacak Beyaz Saray’a göre. Daha doğrusu oradaki Şii milisleri ezmek ya da belli bir bölgede etkisiz kılmak daha kolay olacak.
* * *
ABD, Suriye’de savaşı kaybetti. Ya da, istediğini aldığı için Esad’ın koltuğunda kalmasına razı oldu. Siz buna isterseniz, “Rusya ve İran’ın yanında Suriye sermayesinin desteğini hiç kaybetmeyen Esad kazandı” da diyebilirsiniz. Topraklarının önemli bir bölümünde, özellikle yeraltı zenginliğine sahip bölgelerinde hakimiyeti olmayan Esad’ın yerinde kalacağını artık ABD’liler de sesli bir şekilde telafuz ediyor. İngiltere ve Fransa da aynı görüşte...
Obama’nın eski Suriye Büyükelçisi Robert Ford, geçtiğimiz ayın son günlerinde Birleşik Arap Emirlikleri’nin The National gazetesinde yayınlanan demecinde bunu şu cümlelerle itiraf ediyor:
“Savaş yavaş yavaş bitiyor. Esad kazandı ve iktidarda kalacak. Hiçbir zaman yaşanan olaylardan sorumlu tutulmayacak ve İran, Suriye’de kalmaya devam edecek. Bu, kabul etmemiz gereken yeni gerçektir ve bu konuda artık yapabileceğimiz fazla bir şey yoktur.”
(İran’ın Suriye’de kalacağı öngörüsü, Tahran’ın ABD-İsrail tarafından vurulması ihtimali gözönüne alınmadan yapılıyor tabii.)
Robert Ford, Arap Baharı’nın Suriye’ye ihracında önemli bir rol oynamış, iç savaşın başlangıcı sayılan Humus’taki büyük gösteriye bizzat katılmış bir diplomat. Bugün Washington’da artık büyük oranda Birleşik Arap Emirlikleri tarafından finanse edilen Middle East Institute’te çalışıyor.
Robert Ford’un bu açıklamasının ardından Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suriye’ye zeytin dalı uzatmaya başladı. Birleşik Arap Emirlikleri İstihbarat Başkanı General Muhammed El-Şemsi ve Suriye istihbaratının şefi Ali Memluk arasında önemli bir toplantı yapıldı. Bu toplantıda Birleşik Arap Emirlikleri’nin Şam’daki büyükelçiliğinin yeniden açılması kararlaştırıldı. Bu karardan önce BAE, Şam uçuşlarını yeniden başlatmıştı. Kralın ortanca oğlu ve ülkenin güçlü adamlarından Şeyh Muhammet bin Zeyid el Nahyan’ın Batılılara daha yumuşak davranmaları gerektiğini söyleme kararı aldığı belirtiliyor.
* * *
Beşar Esad, bir yandan PKK’nın Suriye kolu PYD ile müzakereler yürütürken, diğer yandan Rusya ve İran’ın Astana Zirvesi’nde Türkiye’ye ihale ettiği İdlib topraklarını ele geçirme planı yapıyor. Bunun için sıcak adımlar atarsa, Türk askeri ile karşı karşıya kalması da mümkün. Çünkü İdlib’de Türkiye’nin kurduğu gözetleme noktaları var. Esad birliklerinin hedefi her ne kadar El Kaide uzantısı “cihatçı” gözüken silahlı gruplar olsa da, iç savaşın başlamasından bu yana ilk kez Suriye askeri ile Türk askeri karşı karşıya kalabilir.
Böyle bir durum, ABD, Fransa ve İsrail’in sınırsız desteğini gören Suriye PKK’sının Menbiç’ten itibaren El Bab ve Afrin bölgesinde Türkiye’ye karşı harekete geçmesine de yol açabilir.
PYD, hem Türkiye Kürtlerinden, hem de Suriye’de hakimiyeti altındaki topraklardaki ailelerden “paralı asker” toplamaya devam ediyor ve bunu teşvik eden de ABD...
* * *
Suriye’de küllenen savaşın yeniden alevlenmesi, Türkiye’nin en son isteyeceği şey olmalı. Çünkü, bir zamanlar birlikte hareket ettiği ve 4 milyon mülteciyle birlikte bir yığın sorunla kendisini başbaşa bırakan “Küresel Çete” nin en çok işine gelecek şey bu. Madem Türkiye’ye karşı bir ekonomik savaş var, Suriye’de bunu fiili savaşa götürmekten niye kaçınsınlar ki!.. İyi ki, şu anda bu konuda ipler ABD, İngiltere ve Fransa’nın elinde değil. Esad’ı yönlendiren Rusya ve İran’la yakın duruyor olmamız, bizi daha güvende kılıyor.
Trump’un ve ABD’li yetkililerin “küstah” lıklarının ötesinde ithal edeceğimiz metale uygulanan verginin artışı, “küresel çete” nin giderek Türkiye karşıtı hamlelerinin dozajını artıracağını gösteriyor.
Türkiye’yi köşeye sıkıştırarak istediğini yaptırmak isteyen ABD’ye karşı verilecek en iyi cevaplardan biri, Astana sürecini erkene alıp, masada bir de Şam temsilcisi bulundurmak olmalı. TBMM’deki tüm partilerin milletvekillerinin temsil edildiği bir heyetin Şam’ı ziyaret etmesi de önemli bir diplomatik hamle olur.
“Neden” diye soruyorsanız, bir sonraki yazıda bunu anlatmaya çalışacağım...