Daha Büyük Tehditler Var

Abone Ol


Hemen ardından şunu da hatırlayalım... Darbe girişimi gecesi işgal edilen Çengelköy Karakolu daha sonra kurtarılıyor. Darbecilerin emriyle hareket eden askerler nezarethanede ve polis ifade alıyor. "Çocuğun var mı?" diye soruyor bir askere polis. "10 aylık bir kızım var" cevabını alınca "Hepimiz sırayla" diye başlayan iğrenç ve hastalıklı bir cümle kuruyor... İnsanın kanı donuyor... Bunlar "uçta" ve "istisna" örnekler. Asıl olması gereken ve bizi yansıtan manzara şu: Bazı askerlerin linç edildiği Boğaz Köprüsü'nde, tankın içerisinden çıkardığı "20 yaşında zorunlu askerlik için Peygamber Ocağı'na teslim olmuş" Mehmetçiğe sarılan polis. Mehmetçik korkmuş, polis farkında. "Kardeşim" diye sarılıyor polis... İşte, olması gereken, her yerde yaşamamız gereken manzara bu.

Eğer bu manzarayı korumazsak, hastalıklı ruhların sergilediği iğrenç ve insanlık dışı manzaralara tepki göstermezsek büyük tehdit altındayız. Hem de çok büyük.

Ülkeyi yönetenler de bu tehlikenin farkında olsa gerek ki; Başbakan Binali Yıldırım, hem Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası, hem de Meclis'teki grup toplantısında "birlik beraberliğimizi bozan her hareketten kaçınalım" mesajını defalarca verdi.

* * *

Bir başka büyük tehdit daha var önümüzde. Sınır birlikleri ile Doğu ve Güneydoğu illerindeki birlikler kışlalarında şu anda. Akla kara ayırd edilene kadar da askerin kışlasında tutulması bekleniyor. Bazı kışlalarda elektrik olmaması, yiyecek-içecek ikmali yapılamaması da çözülebilecek, aşılabilecek sıkıntılar. Üzüm hoşafı, buğday çorbası kutsal kumanyasıdır Mehmetçiğin... Ama sınırda ve PKK'nın "özyönetim" ilan etmek istediği coğrafya güvende mi? Suriye PKK'sıyla omuz omuza yeniden mayın, bomba döşemeye, silah yığmaya mı başladı yoksa?

Türkiye'yi işgal haritası içerisinde tutan İslam'ın en büyük düşmanı olan emperyalizmin kuklası DAEŞ yani IŞİD şu anda sınır bölgesinde ne yapıyor? Suriye'de toprak kaybedip çekildiği dar bir alandan Türkiye'ye mi sızıyor yoksa?

Darbeden bir hafta kadar önce devletin en tepesinin, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın "önümüze Lozan öncesi şartlar konuluyor" diyerek hatırlattığı "bölünme" senaryosu kesintiye uğratılabildi mi, yoksa süreci hızlandırmak için fırsat mı buldular?

Yaklaşık 1 haftadır hayasızca akınını durdurmuş olan ve Türkiye'den toprak koparmak için emperyalizmin silahlı gücü haline dönüşmüş olan PKK'nın puslu havadan faydalanarak neler yaptığını biliyor muyuz?

* * *

Ülkenin mezhep haritasına göre sinsi planlar ve hatta plan ötesi eylemler içerisine girildiğine dair bilgiler de akıyor değişik kaynaklardan. Malatya'da ateşlenmek istenilen fitil, şimdilik söndürülmüş gözüküyor, ama her yönden kışkırtmanın devam ettiğini net bir şekilde görebiliyoruz.

İstanbul'un riskli bölgelerinde de benzer girişimler var. Gazi Mahallesi'nde, Nurtepe'de, Okmeydanı'nda "demokrasi bayramı" için meydanlara dökülenleri, bölgede yaşayanların üzerine kışkırtmak isteyenler var.

Meydanlara Türkiye Cumhuriyeti'nin birlik bütünlüğünün ve emperyalizme karşı direnişin simgesi olan ay-yıldızlı bayrağın dışında hangi simge, sembol, flama veya aksesuar ile çıkılırsa çıkılsın, demokrasiye ihanettir. Milli iradeyi başka yönlere kanalize etme girişimidir ve ülke için büyük tehdittir. Türk bayrağının dışında herhangi bir simgeyle meydanlarda dolaşan kim varsa, bu tehdidin parçasıdır, provokasyonun -bilinçli veya bilinçsiz- piyonudur...

Demokrasiye "tağut" diyen, oy kullanmayı Allah'a şirk koşmakla eş tutan, parlamenter sistemi "putperestlik" olarak nitelendiren ve hatta Anıtkabir'i yıkmaktan bahsedip, şeriat sloganları atanların, meydanlarda demokrasi bayramı yapanlar arasında ne aradığını ise hiç anlayabilmiş değilim...

Ülkemizin, cumhuriyet ve demokrasiden başka yolu olmadığını, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin demokrasi karşıtı güçler karşısında son kale olduğunu bir kez daha hatırlatıp "Henüz tehlike geçmiş değil, daha büyükleri olabilir, aman dikkat!" diyorum...