Eğitimde o kadar çok çarpıklık yaşanıyor ki… Eğitimciler de bunu kabullenmiş olacak ki, artık kimse sesini çıkarmıyor ve eleştirmiyor.
En büyük anormallik ortaöğretimde… Mevzuat gereği ortaokul ve liselerde özürsüz olarak 10 gün, özürlü olarak, yani rapor veya izinli olarak 20 günden fazla devamsızlık yapan öğrenciler başarı durumları ne olursa olsun sınıfta kalırlar.
Bir öğrenci özürsüz olarak 11 gün okula gitmezse kesin olarak sınıfta kalır.
Yönetmelik bu kadar açık olmasına rağmen geçen yıl devamsızlıkları ne olursa olsun bütün öğrenciler bakan oluruyla bir üst sınıfa geçirildi. Okula üç gün gidenler bile bakan oluruyla sınıfı geçti.
Hatta bakan oluru ile sınıf geçen öğrenciler, “Ben bakandan torpilliyim” diye öğretmen ve müdürlere bile kafa tuttu.
Lise son sınıfta olanların devam ve devamsızlıklarına zaten bakılmıyor. Yazılı olmayan bir kuralla izinli sayılıyorlar!
Liselerde özellikle devamsızlık konusunda bu kadar başıboş kalan öğrenciler, üniversite sınavında 1 dakika geç kalsa sınava sokulmuyor.
Hiç devam etmesen de lise bitiyor ama bir dakika geç kalınca üniversite sınavına alınmıyorsun.
Üniversite sınavı 10.15’te başlıyor. Saat 10.00’da sınav giriş binasının kapısı kapatılıyor. Saat onu bir geçe gelenler bile sınava alınmadı, alınmıyor.
Hafta sonu yıllardır yaşanan dram tekrarlandı. 1 dakika ile sınava giremeyenler, kapının önünde ağlayanlar, görevlilerle tartışanlar…
Niçin bu yapılıyor?
Kuru bir inat gereği...
Ben yaptım oldu, kimse itiraz edemez diye düşünen kafa yapısı yüzünden…
Akıllı ve mantıklı hiçbir açıklaması yok.
Eskiden sınav başladıktan sonra yarım saat geçince bile öğrenciler sınava girebiliyordu.
Bu sebeple ilk yarım saatte sınavdan çıkmak isteyen olursa bırakılmıyordu.
Diğer öğrencilerin dikkati dağılmasın diye bu uygulamanın yapıldığı söyleniyor.
Zaten büyük çoğunluk zamanında, hatta çok öncesinde sınav salonuna geliyor. Bir öğrenci sınıfa girdi diye mi öğrencilerin dikkati dağılacak. En azından sınav başlama saatine kadar gelenler alınsa kime ne zararı olacak.
İlla dikkatleri dağılır diye düşünülüyorsa geç kalan öğrenciler için ayrı bir salon ayarlanamaz mı? Geç kalanların hepsi o salonda sınava girer, kimse de mağdur olmaz.
Özellikle İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerde ulaşımın güçlüğü, trafik yoğunluğu dikkate alınırsa öğrencilerin 3-5 dakika geç kalabileceği düşünülmelidir.
Herkes kapısının dibindeki okulda sınava girmiyor, yeri geliyor bir saat yol gidiyor.
Hiç kimsenin, bir dakika için hatta 15 dakika için 18 yaşındaki bir gencin hayatını karartma hakkı yoktur. Hele eğitim adına böyle bir garabet asla düşünülemez.
Bu inattan artık vazgeçin…
*****
Önyargıyı yıkamamak
Adamın biri hayvanat bahçesini gezmeye gitti. Fillerin olduğu bölüme geldiğinde ilginç bir manzara ile karşılaştı: Filler ne kafesteydi ne de onları bağlayan zincirleri vardı.
Zincirsiz oldukları halde, onları o dar alandan kaçmaktan alıkoyan tek şey vardı…
O güçlü filleri kaçmaktan alıkoyan tek bağ; filin bacaklarından birine bağlı “küçük bir ip” parçasıydı.
Adam fillere bakarken, fillerin neden güçlerini ipi kırmak ve kamptan kaçmak için kullanmadıkları konusunda tamamen kafası karışmıştı. Oysa filler bunu kolayca yapabilirlerdi. Onlar bunu hiç denemediler bile...
Meraklı ziyaretçi, bu sorunun cevabını öğrenmek için oradaki bir fil eğitmenine, fillerin neden orada öylece durduklarını ve neden hiç kaçmaya çalışmadıklarını sordu.
Fil eğitmeni şöyle cevap verdi:
“Filler çok küçükken onları bağlamak için aynı boyda ip kullanırız, O yaştaki filleri tutmak için yeterlidir. Büyüdükçe, ayrılamayacaklarına inanmaya şartlanırlar. İpin kendilerini hâlâ tutabileceğine inanıyorlar, bu yüzden asla kurtulmaya çalışmıyorlar.”
Fillerin bahçeden kaçmamalarının tek nedeni, zamanla bunun mümkün olmadığı inancını benimsemeleriydi.
(Alıntıdır)
*****
TEBESSÜM
Efsane cevaplar
Mahatma Gandhi Londra’da hukuk okurken Peters soyadlı, kötü niyetli ve kibirli bir hocası vardı. Gandhi onunla her karşılaştığında hiç boyun eğmedi, ona cevap verirken hep dik durdu.
Bir gün Peters üniversite kantininde bir şeyler atıştırırken Gandhi tepsisini alıp yanına oturdu. Hocası kibirli bir ifadeyle şöyle dedi:
- Gandhi, anlamıyor musun? Hiçbir zaman bir domuz ve bir kuş yan yana oturamaz.
Gandhi: “Sakin olun hocam, ben uçuyorum öyleyse” deyip bir başka masaya geçti.
Profesör Peters öğrencisinin kendisini domuz yerine koymasına çok içerledi. Bunun acısını çıkarmak amacıyla yapacağı sınavda ona bir ders vermek istedi ama Gandhi soruların hepsini doğru cevapladı. Sıra can alıcı soruya gelmişti.
“Gandhi, yolda yürürken iki çanta görüyorsun, biri akıl diğeri para dolu. Hangisini alırdın?”
Gandhi hiç tereddüt etmeden şu cevabı verdi: “Para olanı hocam!”
“Ben, senin yerinde olsam diğerini alırdım. Sence de öyle olması gerekmez mi?” dedi hocası.
Gandhi’nin cevabı şu oldu: “Herkes ihtiyacı olanı alır!”
Profesör öyle kızmıştı ki sınav kağıdına “Aptal” yazıp Gandhi’ye uzattı.
Gandhi bir yere oturup birkaç dakika düşündükten sonra profesöre dönüp şunları söyledi: “Kağıda imzanızı atmışsınız ama bana bir not vermemişsiniz!”
(Alıntıdır)
*****
GÜNÜN SÖZÜ
Adaletsiz rejimi adaletle yıkınız, alkışlar önüne kansız elle çıkınız
Mahatma Gandhi