Bitmez sandığımız kış

Abone Ol

Adam, evinin damındaki karları kürümekte, anası da oğlu üşür hastalanır diye kaygılanmaktadır. Birkaç kez, aşağıdan seslenir:

“Oğul yeter artık. Üşüyüp hastalanacaksın.” Adam aldırmaz, damın başında oyalanır. Yaşlı kadın kundaktaki torununu kucakladığı gibi, getirip karların üzerine bırakır. Bunu gören adam:

“Ana, ne yapıyorsun? Delirdin mi” diye damdan inip yavrusuna koşar. İşte bunun için: “Ben yanarım yavruma. Yavrum da yanar yavrusuna” derler.

Anadolu’nun çoğu yerinde kış mevsimi Karakış, Gücük ve Mart aylarıdır. Eğer gücük ayında soğuklar şiddetli olursa “Deli Gücük” derler. Gücük, şubat ayının adı… Her ne kadar Mart ayında kazma kürek yaksalar da gücük sonu ve mart başlarında a cemreler düşer ve havalar ısınmaya başlar. Rumî mart ayının girdiği gün, çok soğuk olduğuna inanılır. Yani, milâdî 13 Mart’ta kar yağar. Buna “Gücük Döğüşü” denir. “Gücük çıkmam diyor, mart çıkarırım diyor” sözünü bazı yerlerde kullanılır. Halk arasında “Kocakarı Soğukları" denilen 6-7 gün süren soğuklar 11-17 mart tarihleri arasında olur.. Bu günlere “Berdelâcuz Günleri” denir. Hatta “Yer Burdelâcuz, gök tâciz” diye bir atasözü de var.

Kentlerde kar taneleri, şairlerimize esin kaynağı olmuş. Nazlı birer gelin gibi süzülürler yere. Göğün ve Güneş’in elçileri gibidirler. Her birinin ayrı bir geometrik şekli olduğu söylenir. Melankolik bir manzara oluverir. Herkese göre değil elbette. Kimine göre kar yağınca, trafik tıkanır. Uçak seferleri aksar. Birçok okul tatil edilir. Yetkililer, vatandaşları araçların zincirsiz trafiğe çıkmaması ve dona karşı su saatlerinin korunması konularında uyarırlar. Binlerce köy yolu ulaşıma kapanır. Vapur ve otobüslerinin seferleri durdurulur. Donarak, tipiye tutularak, çığ altında kalarak ölenlerin haberleri okunur. Belediyeler eleştiri odağı olur.

Daha önce de yazdığım gibi, her şey bir yana, Anadolu’da kış, hayvanlarının samanı, yemi az olan, yeygisi yiyeceği kıt olan, odunu, kömürü, ayağında ayakkabısı, sırtında paltosu, mantosu olmayanlar için erken gelen, geç giden bir mevsim.

Birkaç mani aklıma geldi:

Şu karşıki karlı dağlar / Başı dumanlı dumanlı / İkilikte yar sevenin / Göynü gümanlı gümanlı..”, “Şu karşıki karlı dağlar / Pare pare duman şimdi / Sevişmesi bir hoş ama / Ayrılması yaman şimdi..”, “Kar yağar bembeyaz / Geceler pek ayaz / Ben seni alacağım / Gelse bahar yaz” , “Kar yağar kürek ister / Meyveler direk ister / Yarim hamamdan çıkmış / Öpmeye yürek ister…”

Kışla ilgili inanışlar var:

Ayva ağaçları bol meyve verirse, kavaklar yaprağını tepeden dökerse, kışın sert geçeceğine inanılır. Kuşburnu böğürtlen ve alıcın çok olduğu yıllar kış sert geçer. Bir lodosla ilgili inanış ekleyeyim: “Lodos kar’a kor gibi, insana kar gibi değermiş. İnanışa göre lodos gücük ayına demiş ki “İlk haftada geldim, geldim. Gelmezsem son haftada topumla tüfeğimle gelirim.”

Bir an için folklor kapısından çıkıp günümüze gelelim.

Halk şiirimizde kışın iki yönü vardır. Bininci yön karamsarlığa gider ki, ömrü kış eyler. Ömrün sonu kıştır. İkincisi umuttur. Kışın sonu bahardır. Bahar yeni aşklara gebedir. Şu sözü internet ortamında buldum. Kim demişse güzel demiş: “Hani kardelen göğe aşık olur da kafasını karın altından çıkarır ya, Zemheri yüreğim der ki; yüreğinde kardelen kadar cesaretin yoksa, sakın aşık olma.”

Cenab Şehabeddin’in kar musukisi, “Elhan-ı Şita”sınıdan önceki gün söz ettim: “Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş, /Eşini gâib eyleyen bir kuş gibi kar /Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar ...” Bu şiiri okurken gözlerimin önünde kar, bazen lâpa lâpa yağar, bazen şöyle bir savrulur, bazen bir tipi olur yüzüme çarpar. Kar musikisini en güzel anlatanlardan biri şüphesiz ki Yahya Kemal’dir:

“Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir bu;

Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir bu. ...”

Bir an için çocukluğumu diriltmeye çalışıyorum. Uzun kış gecelerinde ninemin tandır başı masalları ve bataryalı radyomuz geliyor aklıma. Heyhat!... Şimdi sokaklardan gelecek “Bozaaa!” sesleri bile çok gerilerde kaldı.