Bir Milletin Hikâyesi

Abone Ol

Osmanlı döneminde bir gemiyi, Reşadiye Zırhlısı’nı almak üzere İngiltere’ye gidiliyor. Tören yapılıyor, her tarafta Türk ve İngiliz bayrakları, İngilizlerin orkestrası milli marşlarını çalmaya başlıyor. O yıllarda Osmanlı’da bir milli marşımız yoktur. Bizimkiler merak ve telaş içindedir. “Bunların milli marşı bitince biz ne söyleyeceğiz?” O an karar verirler. Tüm denizcilerin bildiği bir şarkıyı hep beraber söyleyecekler. Söyledikleri “Entarisi Ala Benziyor” şarkısıdır. Çünkü bütün denizciler bunu biliyordur, yıl 1914’dür.

1912 yılında Balkan Harbi sırasında Edirne işgal edilir. İşgal zamanı, Mehmet Akif Ersoy, “Süleymaniye Kürsüsünde” adını taşıyan bir şiirini yazar. Bu dizeler sanki ileride yazacağı İstiklal Marşı’nın habercisidir: Bölünmeye, parçalanmaya karşı, işgale karşı bir arada durmalıyız; ancak millî birlik ve mücadele bizi başarıya ulaştırır.

Mehmet Akif, sanatı, derin bilgisi ve anlayışı ve de ülkesinin geleceğine dair sezgisiyle bir aydın olarak, daha savaş başlamadan yolumuza ışık tutanlardan biri olmuştur.

Ve Sivas… Kurtuluş Savaşı’nın belki de en kritik dönemeçlerinden biri. Mandacılar Mustafa Kemal’i teslim alıp mandacılığı kabul ettirmek ister; Erzurum ve Amasya’da bunu başaramamışlardır. Sivas, son duraktır. 2 Eylül 1919’da Mustafa Kemal Atatürk gelir ve kongrenin yapılacağı okulda bir odaya yerleşir. O dönemde Sivas’ta otel yoktur; Atatürk’ün odasının eşyalarını bir genç kız gönderir. Gönderdiği eşyalar kendi çeyizidir. Düşünün: Güzel günler hayaliyle hazırladığı çeyizini, ülkenin işgal altında olduğu bir zamanda, Mustafa Kemal Atatürk’ü karşılamak için göndermiştir. Yatakta, her birinde bir beyitin dizesi işlenmiş iki yastık vardır. Atatürk yastıklardaki dizeleri okur, çevresindekiler şaşkın ve biraz da rahatsızdır, kaldırmak isterler. Ama Atatürk “Hayır, sakın dokunmayın. Bu hepimize örnek olsun,” der. Yastıklarda yazan şiir, bize saltanatın cazibesine kapılmadan, insanı ve adaleti korumanın önemini hatırlatır: Saltanatın gücüne aldanıp sakın kırma insanı; zamanın Süleyman’ı olsan terk edersin sarayı.

Kongre devam ederken, 18 yaşındaki Tıbbiyeli Hikmet Bey gibi gençler cesurca mandacılığa karşı çıkar. Mustafa Kemal, onlara güven verir: “Merak etmeyin, mandacılık kabul edilemez. Ya istiklal, ya ölüm.”

Aynı dönemde Mehmet Akif Ersoy da Balıkesir’de verdiği vaazlarında ve Sebilürreşat’taki yazılarında mandacılığa karşı durur. Kuvâ-yi Milliye’ye destek verir, mandacılık kabul edilemez der.

23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılır. Ve ertesi gün, 5 Nisan 1920’de Mehmet Akif Ankara’ya gelir; onu bizzat Mustafa Kemal karşılar. Büyük bir edebiyatçı ve cesur bir kalem olarak, Kuvayı Milliye’nin ruhunu yansıtacak İstiklal Marşı’nı kaleme alacaktır. Atatürk’ün ünlü “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri” telgrafının başlangıcı, aslında “Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları”dır. Çünkü bu savaşın her adımı, bir millet meclisinin aldığı kararlarla yürütülmüştür ve zafer, bu kararların meşruiyetiyle taçlandırılmıştır.

Milli marş yarışmasına 724 şiir gönderilmiş, altısı beğenilmiş ama hiçbiri Meclis’in ruhuna tam olarak hitap etmemiştir. Mehmet Akif, yarışmaya başta katılmamıştır, çünkü para ödülüne karşıdır. Meclis’in çağrısını alınca, İnönü Zaferi’nin coşkusunu kalbinde taşıyarak dizelerini yazar: “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak.” Bu satırlar, yalnızca bir şiir değil, bir cesaret mektubudur; bir milletin umudunun, inancının ve özgürlük ateşinin simgesidir. 12 Mart 1921’de İstiklal Marşı Meclis’e teslim edilir, Mustafa Sübü tarafından okunur ve Atatürk ile tüm Meclis ayakta alkışlar.

İlginç bir detay da şudur: Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Marşı’nı kendi külliyatı Safahat’a dahil etmemiştir. Bunun nedeni, marşın artık yalnızca kendisine ait bir eser olmaktan çıkıp tüm milletin ortak değeri hâline gelmiş olmasıdır. Mehmet Akif, ödül olarak kazandığı parayı hayır kurumlarına bağışlamış, eseri kişisel mülkiyeti olarak görmemiştir. Bu duruş, onun gerçek bir vatansever ve sanatçı olduğunu, kalemini ve eserlerini halkına adadığını gösterir; İstiklal Marşı sadece bir şiir değil, milletimizin ortak vicdanının ve bağımsızlık ateşinin simgesidir.

12 Mart 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi, İstiklal Marşı’nı kabul etti. İstiklal Marşı’mızın içinde korkuya meydan okuyan bir cesaret vardır. İnancını kaybetmeyen bir milletin duası vardır. Ve her şeyden önemlisi, özgürlüğün pazarlık konusu yapılamayacağını hatırlatan bir irade ve bir milletin hikâyesi vardır.

Mehmet Âkif’in dediği gibi; “Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.” Çünkü o marşın yazılabilmesi için bir milletin varlık yokluk sınavından geçmesi gerekir. İstiklal Marşı böyle bir sınavın şiiridir.

Ve bugün, İstiklal Marşı’mızın kabulünün 105. yılında, Mehmet Akif Ersoy’u, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve o dönemin her bir cesur ruhunu minnetle anıyoruz.