Binali Yıldırım ve Barzani'nin Lozan'ı
Yıldırım’ın “Lozan’la ertelenen hesap” sözü, bence tarihi bir sözdür. İktidar partisinin yakın tarihe bakışı açısından çok önemlidir.
Lozan’la ilgili bir diğer önemli açıklama, 15 Mart 2016 tarihinde Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani tarafından yapılmıştı. Hatırlayalım:
Amerikan Philadelphia Media Network isimli ajansa konuşan Barzani, Ortadoğu’daki eski sınırların sadece kağıt altında kaldığını belirterek şu sözleri sarfetmişti:
“Kürtlere gelince 1923 tarihinde yapılan Lozan Antlaşması’ndan bu yana bağımsızlığı hayal ediyor. Söz konusu antlaşmada Osmanlı İmparatorluğu’ndan geri kalanlardan Kürtlere bir devlet sağlanması taahhüdüne uyulmadı.” Yani, Sevr’de Kürtlere vaat edilen “devlet” sözü, Lozan’ın muhatabı İngilizler tarafından genç Türkiye Cumhuriyeti’ne kabul ettirilememişti. Barzani bunu teyid ediyor bu açıklamayla.
* * *
Başbakan Binali Yıldırım, Lozan’la rafa kaldırılan “Anadolu’nun bölünmesi” planını kastediyor, Barzani de Lozan’ın Kürtler için ayrı devlet kurulmasını engellediğini söylüyor.
Ankara, bugüne kadar Barzani’yle aynı paralelde yürüdü ve hatta Kuzey Irak’ta “bağımsızlık referandumu” yapılmasını açıkça desteklediğini bazı sahalarda deklare etti. “Çözüm süreci”nde Abdullah Öcalan’ın “silahları bırakma” çağrısı yaptığı mektubu okunurken, Mesut Barzani de Diyarbakır Meydanı’ndaydı. Barzani, bölgeden çıkardığı petrolü Türkiye üzerinden dünyaya ulaştırabiliyor.
Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklamasıyla, Barzani’nin açıklamasını birlikte değerlendirdiğimizde ortaya şu sonuç çıkıyor:
Yıldırım, Lozan’la kesintiye uğrayan Sevr haritasının önümüze konulduğunu belirterek tehlike konusunda kamuoyunu uyarıyor, Barzani ise “Lozan’ın engellediği Kürt devletini kurma yolunda ilerliyoruz” diyerek halkına müjde veriyor.
Bölgedeki gelişmeler de hem Yıldırım’ın, hem de Barzani’nin işaret ettiği “yeni dizayn”ın ne olacağını bize net bir şekilde gösteriyor. Kuzey Irak yönetimi her ne kadar “bağımsızlık referandumu” için ABD’nin desteğini alamamış gözükse de, Bağdat’tan bağımsız olarak petrol satışını rahatlıkla sürdürebiliyor. ABD’nin eğitip donattığı PKK’nın Suriye kolu PYD ise neredeyse Akdeniz sınırına kadar olan bölgede hakimiyet kurma yolunda hızla ilerliyor. Yani, Kuzey Irak’tan Akdeniz kıyısına kadar ulaşan kara sınırımızda “özerk Kürdistan” yeni komşumuz oldu.
* * *
Başbakan Binali Yıldırım, Siyaset Akademisi’nde yaptığı açıklamayı burada bırakmamalı. Parti teşkilatı başta olmak üzere siyasi kadrolarının referans kabul ettiği tarihçilere, sosyologlara, ideologlara Lozan gerçeğini iyi anlatmalı.
Lozan, 1. Dünya Savaşı’nın mağlubu sayılmış Osmanlı Devleti’ne dayatılan Sevr’in tarihe gömülüp, İstanbul ve Çanakkale Boğazları’nın işgalini engellemiştir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırlarını da uluslararası alanda garanti altına almıştır.
Ayrıca Lozan, 150 yıldır Osmanlı devletinin kaldırmaya çalıştığı kapitülasyonlar kaldırılmıştır. Lozan’a hezimet diyenler bunun üzerinde hiç durmuyorlar. Osmanlı devletinin borçları, imtiyazlı şirketler yani iktisadi ve mali hükümler yüzündendir. Bunun üzerine hiç durmayıp ‘Adalar’ı alamadık, Musul’u alamadık. O zaman Lozan hezimettir’ diyenler var hâlâ… Hem de sesleri gayet gür çıkıyor.
Başbakanlık koltuğuna oturduğu gün “Dostlukları artırıp düşmanlıkları azaltacağız” diyen Binali Yıldırım’ın, “içeride de dostları artıracağız” sözüne güvenerek kendisine “Önce tarihimizi doğru bilelim ve yakın tarihimizle barışalım” çağrısı yapıyorum.
Lozan’ı belki “bazı tavizlerin verildiği mecburiyet” olarak adlandırabiliriz ama “hezimet” olarak üzerinde tepinenlere, Osmanlı İmparatorluğu’na resmen son veren Mondoros Mütarekesini ve ardından dayatılan Sevr’in ne olduğunu iyi anlatalım. “Lozan olmasaydı ne olurdu?”yu artık hepimizin konuşması şart. Atatürk’e ve Lozan’a bitmeyen bir kinle saldıranların “İngiliz Muhhibleri Cemiyeti”nin uydurma belgelerinden değil, tarihi gerçek kaynaklarından öğrenmesi de…
Gerçekten içeride de barışacaksak, bunun yolu tarihi gerçekler üzerinde uzlaşmaktan geçiyor…