Beyaz bir esin perisi

Abone Ol

1960’lı yıllardı. “Her yerde kar var” şarkısı moda olmuştu. “Tombe La Neige” şarkısının Türkçe versiyonunu Adamo, kendi aksanıyla bazı sözcükleri eğerek, yayarak söylüyordu. Bu onun için doğaldı. Ama Ajda Pekkan’dan tutun da Yeşim’e, Nilüfer’e kadar birçok sanatçının da onu taklit ederek sözcüklerimizi yamultarak söylemelerine içerlerdim. Kaldı ki, Türkçe sözlü bütün pop şarkılarında bu tarz yerleşip kaldı.

Gelelim şiire. Sözü rahmetli Feyzi Halıcı’ya bırakalım:

Yalınca bir dağ-başında,

Ellerime kar yağıyor..

Yazın yaz, kışın kış tanrım,

Bu ne mayalanış, tanrım;

En güzele, en korkunca,

Teselliler sonu, bunca,

Gökyüzünde unuttuğum

Ellerime kar yağıyor..

Bu yapraktan ince canlar,

Bu kubbe kubbe ezanlar.

Bu dualar, rahmet rahmet,

Aşk, ışıtan can-evimi,

Bu başlangıç, bu nihayet,

Bu gördüğüm düş benim mi?

Nice dillerin telâşı?

Tekmil bir geceye karşı,

Alev alev gözlerimden,

Ellerime kar yağıyor..

Adımlar işte, ard-arda,

Gayrıca beklemek olmaz.

Açın, perdeleri bütün,

Mavi mavi aynalarda,

Uyanmak üzre, doğan gün.

Kulu kurbanı olduğum,

Mutluca toprakta tohum.

Çiçek, niyazlar içinde,

Dal'ın türküsü bembeyaz,

Serpil serpil duyuyorum,

Bardaktan boşanırcasına,

Kopmuş takvimlere inat,

Duygu duygu kanat kanat,

Ellerime kar yağıyor..

Bu deniz boyu dalgalar,

Bu Müslüman dakikalar.

Her nefes alış-verişte

Duyduğum, bu gerçek işte,

Muştular içinde sazım,

Bu mu benim alın-yazım?

Dostlar görmüyor musunuz?

Çağrılar içinde, sonsuz

Hep zamanların dışında,

Yalınca bir dağ-başında

Ellerime kar yağıyor

Günümüz şairlerinden Ayten Mutlu, “ ellerinden yağardı / en güzel yalanından dünyanın / bedenimde titreyen kar taneleri “ diye başlıyor şiirine.

Olumsuz yönlerine rağmen kar, İsmail Uyaroğlu’nun dediği gibi:

Ne yoksulları üşütmek

Ne çocukları sevindirmek için

Şairlere şiir

Yazdırmak için yağar

Beyaz bir esin perisi

Gibi kar”.

Siz de bu gözle bakabilirsiniz.

Kentlerde kar taneleri, şairlerimize esin kaynağı olmuş. Nazlı birer gelin gibi süzülürler yere. Göğün ve Güneş’in elçileri gibidirler. Her birinin ayrı bir geometrik şekli olduğu söylenir. Melankolik bir manzara oluverir. Herkese göre değil elbette. Kimine göre kar yağınca, trafik tıkanır. Uçak seferleri aksar. Binlerce köy yolu ulaşıma kapanır. Vapur ve otobüslerinin seferleri durdurulur. Donarak, tipiye tutularak, çığ altında kalarak ölenlerin haberleri okunur. Belediyeler eleştiri odağı olur.

Halk şiirimizde kışın iki yönü vardır. Bininci yön karamsarlığa gider ki, ömrü kış eyler. Ömrün sonu kıştır. İkincisi umuttur. Kışın sonu bahardır. Bahar yeni aşklara gebedir. Şu sözü internet ortamında buldum. Kim demişse güzel demiş:

Hani kardelen göğe âşık olur da kafasını karın altından çıkarır ya, Zemheri yüreğim der ki; yüreğinde kardelen kadar cesaretin yoksa, sakın âşık olma.”

Biraz da kış şarkılarından da söz edelim, diye yazıyordum ki, dinlediğim hicaz faslında güftesini Saffet Bey’in yaptığı, Şevki Bey’in bestesi olan şu şarkı başladı:

“Kış geldi firak açmadadır sineme yâre

Vuslat yine mi kaldı güzel başka bahare

Bari bulayım söyle de sen derdime çâre

Vuslat yine mi kaldı güzel başka bahare”

Güzel bir şarkı… Belli ki, kış gelince, bahara kadar birbirinden ayrı kalan sevgililerin özlemini yansıtıyor. Başka şekilde de düşünebiliriz:

Kış gelince yuvasına kapanan yalnızca sevgili mi? Yoksa âşık mı? Soğuktan, kardan korkuyor da sevgilisine gidemiyor mu?

YARIN: ELHAN’I ŞİTA