Gerçek bir arayış içinde olan kişi, kendisini arayan kişidir.

Biri dışında tüm sorulardan vazgeç: Ben kimim?

Her şeyden sonra, emin olduğun tek gerçek senin var olduğundur. “Ben” kesindir. “Ben buyum” ise değildir.

Maharaj

Bugüne kadar fark ettiniz mi bilmiyorum ama uyandığımızda ilk hissettiğimiz “ ben” olma duygusudur. Gözümüzü açar açmaz ilk düşündüğümüz şey varoluşumuzdur. Peki biz sadece beden miyiz? Bir “şey” miyiz? Ya da hiçbir şey miyiz? Sadece bedenden mi ibaretiz? Hayır... Duygularımız var, zihnimiz, fikirlerimiz, içgüdülerimiz vs. var diyerek cevaplar geliyor aklımıza...

Cevapları bir kenara bırakıp ben duygusunun içimizde olduğunu düşünsek?

Ben duygusu zihnimizle baş başa kaldığımızda aklımızdaki tek şeydir. Ne var ki bizler ona düşünceler, fikirler, mal, mülk, duygu yüklemişizdir. Kendimizle özdeşleştirdiğimiz, sonradan eklediğimiz şeyleri “ben” sanıyor olabilir miyiz?

Örneğin; Ben neyim? Bu sorunun cevabını çok kolay verebiliriz ama kesin olarak “işte ben buyum” diyemeyiz. Ne olduğumuzu anlatamayız belki ama ne olmadığımızı satırlarca yazabiliriz. Zaten ne olmadığımızı bilmek ve farkına varmak bizim için yeterlidir belki...

Özümüzü keşfetmek kendimizi keşfetmektir demiştik. O’na ulaşmanıza gerek yok. Siz zaten O’sunuz. Siz onu ya da bunu yapan, şunu ya da bunu söyleyen değilsiniz. Bunları  düşünmekten vazgeçin derim. Algılama fiilinin kendisi, senin algıladığın şey olmadığını gösterir demişler...

Olaylara yapışmayın, düşünceleri ve insanları bırakın, bir üstünlük aramayın. Sizin olmayan şeyleri bırakıp kendinizle ilgilenin. Kendi içinize dönün. Tüm arayışlarınızı kendi içinizde yapın. Geçip giden olaylar hayatın kendisi değil mi? Seyirci olmayı kabullenin.

Bu hafta sizlere, seyirci olmayı başaramadığınız anlarda ya da öfke duyduğunuzda nefes egzersizleri ile birlikte uygulayabileceğiniz, hem meditasyon hem de psiko-drama havasında bir teknik yazmak istedim.

Yalnız kaldığınız bir gün, aynanın karşısına geçmenizi ve öfkenizi ifade etmenizi istiyorum. İster bağırın, ister çığlık atın, ister ağlayın. Yeter ki içinizden dışarı çıkmasına izin verin. O an sadece tanık olduğunuzu unutmayın. Duyguyu tamamen boşalttığınızı, rahatladığınızı hissedene kadar devam edin. Bittiğinde hafifleyeceksiniz, hatta kurtulmuş hissedenleriniz olacak. Ve kazanacakları şey olgunluk ve büyüme hissi olacak. Hem böylece öfkeliyseniz bile içinizde bir yerin hâlâ iyi olduğunu bileceksiniz.

Son olarak sevgili okuyucularım,

“Ne olmadığınızı bilme yoluyla gerçek kimliğinizi tanırsınız” demiş Maharaj…

Kendinizi tanımanız ve dikkatsizliğiniz yüzünden inşa etmiş olduğunuz hapishaneden kurtulmanız dileğiyle...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Deniz 2021-10-22 09:16:54

Elinize sağlık Çisem Hanım

Avatar
Bahar Aygüneş 2021-10-22 10:17:17

Ne güzel yazmışsın...

Avatar
Anonim 2021-10-22 14:42:59

Nasıl bu kadar içten olabiliyorsunuz? Harika bir yazı elinize sağlık!

Avatar
Zeynep inal 2021-10-22 21:51:30

Düzeltmeye insanlardan değil de önce kendimizden başlasak herşey çok başka olabilir sanırım :) elinize kalbinize sağlık çisem hanım