Bayrakların en güzeli

Abone Ol

Divan edebiyatı şairleri bayrak yerine Rayet, Liva, Alem gibi yabancı sözcükler kullanırken halk ozanlarımız yüzyıllardan beri destanlarında bayrak kelimesine yer verdiler. Birkaç örnek vermek istiyorum:

17. yüzyıl halk şairlerinden Kayıkçı Kul Mustafa ünlü destanında:

"İptida Bağdat'a sefer olanda

Atladı hendeği geçti Genç Osman

Vuruldu bayraktar kaptı sancağı

Eliyle bedene dikti Genç Osman.”

derken çağımız halk ozanlarından Kul Mustafa da:

“Âşık olup aramıza

Giremezsin geri çekil

Bayrağımdan ay yıldızı

Sökemezsin geri çekil” demektedir.

18. Yüzyıl Halk ozanlarımızdan Ravzî ise:

“Açılıp al beyaz bayrak düzüldü

Her diyardan serdengeçti yazıldı

Boşandı aç kurtlar bendi çözüldü

Ağzını açmışlar arslanımız var.” derken, 19. yüzyıl ozanı Zülalî de bir şiirinde:

"Ordumuz gelirken yola baktılar

Nezretmiş ellere kına yaktılar

Al sancağımıza çiçek taktılar

Sevindi güvendi analarımız.” demektedir. Yine 19. yüzyıl ozanlarından Kurbanî için bayrağın yüzünü görmek ne büyük mutluluktur:

"Mevla’ya bin şükür bu güne erdik

Şanlı al Bayrağın yüzünü gördük

Askerlerin ayağına yüz sürdük

Göze sürme ayak tozu Osmanlı.”

Ünlü halk ozanımız Aşık Veysel de bir çok şiirinde bayrağı birlik ve beraberliğimizin, vatan sevgimizin sembolü olarak işlemiştir.

Vatan bizim ülke bizim el bizim

Emin ol ki her çalışan kol bizim

Ayyıldızlı bayrak bizim, mal bizim

Söyle Veysel öğünerek överek..”

Bayrak günümüzde de halkımızın günlük hayatında büyük yer tutuyor. Türk ulusunun bayrak ve sancağa sevgisi, saygısı büyük. Yurdumuzun her köşesinde bayrakla ilgili gelenek, görenek ve inanışlarımız yaşıyor. Türklerde bayrak asma, bir haber veya mesaj verme yöntemi olarak da kullanılmıştı. Örnek vermek gerekirse, çadır veya ev üzerine asılan siyah bayrak bir yas habercisiydi.

Anadol’unun çeşitli yörelerinde köy gençleri arasından seçilmiş bayraktarlar vardı. Bunların görevi, düğünleri yönetmek, konuklarla ilgilenmek, barındırmak, birçok sosyal görevi yerine getirmekti.

Çoğu yörede Türk bayrağı olmadan düğün başlamazdı. Oğlan evine düğünden üç beş gün önce bayrak dikilirdi. Bayraktarın görevi bayrağı korumak olduğu kadar, bu bayrak altına toplananı ağırlamaktı.

Yörüklerde düğüne davet edilen her obanın bayrak açarak gelmesi bir gelenekti. Her obanın bir düğün ve gelin bayrağı vardı. Güveyi çadırına çok uzun direkler üzerinde iki bayrak daha çekilirdi. Bunun sağındaki bayrağa oğlan, solundaki bayrağa gelin bayrağı adı verilirdi. Sağındaki bayrağın altına bekar delikanlılar, solundakine evli düğüncüler gelirdi. Bayrakların başına dikilmiş elmalara nişan alınır, elmayı ilk vuran gelinden güzel bir "çevre” hediye alırdı.

Yurdumuzun hemen her köşesinde düğünler bayrak açma ile başlardı. Sorgun çevresinde bayrak direğinin ucundaki "T” nin bir yanındaki kırmızı bez kızı, diğer ucundaki yeşil bez oğlanı temsil ederdi. Davul zurna bayrak kaldırma havasını çalarken, gençler hazırladıkları bayrağı "selavatlayarak" kaldırırlardı.

Düğün başladığında kaldırılan bayrak düğün bitiminde yine gençler tarafından indirilirdi. Direğin başındaki kırmızı ve yeşil bezleri kim kapar da damat veya geline, götürürse bahşiş alırdı.

Bayrakla ilgili yüzlerce inanış var. Bunlardan birkaçı şöyle:

Tokat yöresinde kız çocuğunun kusursuz dünyaya geldiğini bildirmek için ev kapısına iki bayrak dikilmesi ve iki kurban kesilmesi gerektiğine inanılıyordu.

Divriği yöresinde düğün evinde asılı bayrağı biri çalıp kaçarsa damat bağlanmış, yani erkeklik gücünü kaybetmiş sayılırdı. Çalınan bayrak bulunmazsa gerdeğe giremeyeceğin inanılırdı.

Gelibolu'da damat bağlıysa, Bayraklı Baba türbesi ne bayrak adaması halinde açılabileceğine inanılırdı.