Barışmanın zamanıdır

Abone Ol

Bir deyimimiz var; “keller sağırlar, birbirini ağırlar” derler. Kendimi ağırladığımı görenler bilmem ne diyecekler? Benim de bayramlara ilişkin manzumelerim var. Her bayramda yaptığım gibi, birini burada aktarmak istiyorum:

“Bayramlardır kutlu günler,
Özlemle anılır dünler,
Şimdi dargınlar küskünler
Barışmanın zamanıdır.

Anıl bir tatlı sözünle,
Bakın hoşgörü gözünle,
Arınıp kendi özünle
Duruşmanın zamanıdır.

Yolunu uğratma sapa,
İyilikler olmaz heba,
Kardeş, bacı, ana, baba;
Sarışmanın zamanıdır.

Kulak verin bu arzuma,
Sevginiz benzesin kuma,
Çıkar ummadan topluma,
Karışmanın zamanıdır.

Başa kakma satır satır,
İğneyi kendine batır
Kaynaşıp herkesle hatır,
Soruşmanın zamanıdır.

Kimseler çekmesin çile,
Güzellikler doğsun dile,
Sevgi ile, saygı ile
Yarışmanın zamanıdır.

İletişimin ancak mektuplarla yapıldığı zamanlarda içinde mani olmayan asker mektubu yok gibiydi. Yalnız maniler değil, gurbet herkesi şair de yapıyordu. Bir asker mektubunda yer alan şiirden birkaç kıta şöyle:

“Yaz gelince çayır çimen sulanır
Bir senede iki bayram dolanır
Böyle yerde ana baba aranır
Ana bayramınız mübarek olsun

Baba bensiz kurban kesmeyin
Oğlum da gelmedi diye küsmeyin
Yalvarırım mektubumu kesmeyin
Baba bayramınız mübarek olsun

Bayram gelir akrabalar gezilir
Annem babam benim için üzülür
Bayram için böyle yazı yazılır
Kardeş bayramınız mübarek olsun

Dereden tepeden bayramları anlatırken, türkülerin de hatırı kalmasın. Bayram türkülerinden söz edelim. Türkülerimizde aklınıza gelebilecek bütün toplumsal olaylar işlenmiştir. Ulusumuz, yüzyıllar boyu elemlerini, neşesini, övüncünü, hicivlerini türkülere dökmüş, onlarla teselli bulmuş, onlarla iletişimini tamamlamıştır.

Bayramlarda nişanlı kızlara oğlan evi tarafından “Bayramcalık sunulurdu. Bayramcalık ziynet eşyası ve giyecek türleri olabilirdi. Bu armağan nişanlı kızın yüzünü güldürür, sevindirirdi. Gelin gideceği evin fertlerine muhabbet duydururdu. Bayram dışında da “nişanlı görme” geleneğinde nişanlı erkeğin bir armağan götürmesi gerekirdi.

Bayramlar birçok fırsatların buluşmasıdır. Davulcu için fırsattır. Küşkünler için fırsattır, çocuklar için fırsattır. Sevgililer için fırsattır. Bunu türkülerimizde görebilirsiniz.

Bu fırsatı değerlendirenlerden biri Erzincanlı aşıklardan rahmetli Davut Sularî olmuş. Radyolarda sık sık duyduğunuz türküsünde sevgilisine bir de vebal yüklüyor, vebal mi tehdit mi, intizar mı ben anlayamadım:

“Bugün bayram günü derler, alem eğlenir
Sen bizim yaylaya gel başım için
Dertliler oturmuş derdin söyleşir
Etme intizarı gül başın için.”

Ah o bayramlar... Ne tatlı bir telaştı. En temiz yaygılarla donatılırdı misafir odaları. Bayram sevinciyle çiçek çiçek açardı dört bir köşe. Basmaya, oturmaya kıyamazdınız. Hele toz pembe yılları yaşıyorsanız, yüreğinizin gümbürtüsü duyulacak diye korkardınız. İçiniz içinize sığmaz dilinizden şu Azerbaycan türküsü düşmezdi:

Bayram gelip elime elimize
Nağme düşüp dilime dilimize
Könlüm gülür elim gülür / Gülür gözel civan
Çalır sazı çalır tarı / Gülür eller gülü
Her yan gül çiçek gül çiçek / Elvan gül çiçek çiçek
......”

Sevgili hemşerim, kardeşim Ali Aydur, Sivas’ın bir geleneğini hatırlatmış ve anlatmıştı. Memecim giliğinni bilir misiniz? Ali Aydur’un sayfasından aynan kopya ediyorum:

“Arefe günü çocukluğumuz anılarından;
Memecim giliği toplarken oklavalarla kapıya vurarak, ev sahibi kapıya davet edilir ve hep bir ağızdan:
‘Memecimin havası,
Madelerin tavası,
Gökten rahmet, yerden bereket
Âmin âmin bir gilik.’

Eğer ev sahibi hazırlıksız ve gilik veremezse, yandı o zaman:

‘Kazanın dibi yana,
Kazanın dibi kurusun,
Kazanın dibi patlasın,
Kazanın dibi bakır, itler sürüsün takır takır,
Vermezsen kazanında kurt kaynasın.
Verenin bir oğlu olsun, vermeyenin kel kızı olsun.”
‘Sivas'a özgü, anonim.’

O günlere geri gitmek mümkün değil. Ama o duyguları bilmem şimdiki gençler yaşıyor mu?