İşverenlerin bu modele yönelme gerekçeleri makul görünebilir ancak alt işverenlik ilişkisini diğer tüm iş modellerinden ayıran bir gerçek vardır: Alt işverenlik ilişkisi eğer doğru kurulmazsa, yıllar içinde sessizce büyüyen son derece büyük bir riske dönüşür. Bu riskin adı ise muvazaa. Bu yazı dizisinde “Alt İşverenlikte Muvazaa” konusunu ele alacağız.
Alt işverenlik ilişkilerinde en çok çekinilen şey denetimdir. Çoğu asıl işverenler, yıllarca herhangi bir sorun yaşamadan sistemi yürüttükleri için kendilerini güvende hissederler. Oysa muvazaa incelemeleri öyle ani ve öyle kapsamlıdır ki, tek bir şikâyetle başlayan süreç ile birkaç gün içinde alt işverenlik ilişkisinin tüm yapısı en ince noktasına kadar incelenir. Ne var ki çoğu işletme muvazaa denetimine hazırlıklı değildir.
Bir muvazaa denetimi başladığında, denetmenler yalnızca sözleşmeleri değil, uygulama sahasındaki tüm fiili işleyişi değerlendirir. Kâğıt üzerinde alt işverenlik ilişkisi ne kadar doğru görünürse görünsün, fiili uygulama bunu doğrulamıyorsa sonuç değişmez. Müfettiş sahaya iner, çalışanlarla konuşur, üretim alanını gözlemler ve 10 maddelik standardize edilmiş bir kontrol listesi üzerinden değerlendirme yapar.
Bu 10 madde; alt işverene verilen işin niteliğinden, alt işverenin ekipman yeterliliğine, eski çalışanla alt işverenlik ilişkisi kurulup kurulmadığından, iş talimatlarının kimden geldiğine kadar oldukça geniş bir alanı kapsar. Örneğin; “alt işveren işçileri yalnızca o işyerinde mi çalışıyorlar yoksa başka işletmelerde de görev alıyorlar mı” sorusu oldukça önemlidir çünkü bu durum alt işverenlik ilişkisinin muvazaalı olduğunu işaret edecektir.
Denetimlerde en çok üzerinde durulan konulardan biri de yönetsel bağımlılıktır. Çalışanlar vardiya planlarını kimden öğreniyor, izinlerini kim onaylıyor, uyarıyı kim yapıyor gibi soruların cevaplanması gerekir. Eğer cevaplar alt işverenden çok asıl işverene işaret ediyorsa, yine muvazaa ihtimali belirecektir. İşverenlerin çoğu bu noktayı gözden kaçırır ancak “yönetim kimdeyse, işverenlik sıfatı da fiilen ondadır.”
Denetim sürecinin bir diğer önemli ayağı, işçilere yönelik hakların korunup korunmadığıdır. Özellikle kıdem, ihbar, yıllık izin ve toplu iş sözleşmesi haklarının alt işveren modeline geçişle zayıflatılıp zayıflatılmadığı etraflıca değerlendirilir. Denetmen “neden alt işverene verildi” sorusunun cevabını görmek ister. “Gerçek amaç sağlıklı bir alt işverenlik ilişkisi kurmak mı yoksa alt işverenlik kisvesi altında çalışanları bazı haklardan mahrum etmek gibi gizli amaçlar var mı” sorusu kritik önemdedir.
Denetim sonunda hazırlanan rapor, yalnızca bir tespit değil, işletmenin geleceğini belirleyen bir karardır. Denetmen muvazaa görürse, alt işverenin iş yeri tescili iptal edilir ve alt işverenlik ilişkisi geriye dönük biçimde yok sayılır. Bu noktada işveren yalnızca para cezasıyla değil, yıllara yaygın tüm işçilik yükümlülüklerinin bir anda üzerine yığılmasıyla karşı karşıya kalır. Çoğu işletmelerde bu rakam on milyonlarla ifade edilir ve şirketi hem finansal hem de yönetimsel açıdan zarara uğratır.