İş ilişkileri yalnızca ürün veya hizmet üretiminden ibaret değil, aynı zamanda güven, sadakat ve denetim zinciri ile korunması gereken bir ekosistem unsuru. Modern ekonomide işletmeler, maliyetleri düşürmek ve uzmanlık alanlarını daraltmak için giderek daha fazla alt işverenlik hizmetlerine başvuruyor. Ancak iş birliği zincirindeki bu paylaşımda, sorumluluk zincirinde bir kopukluk söz konusu olduğunda, sorumluluğun kimde olacağı konusu karmaşaya yol açıyor. İşte bu noktada “müteselsil sorumluluk” kavramı devreye giriyor. Bu yazı dizisinde bu kavramı ele alacağız.
“Maliyet” kelimesi genellikle “güvence” kavramının önüne geçer. Ancak kurumsal hafıza gösteriyor ki, çoğu uzun vadeli kayıpların altında kısa vadeli maliyet avantajı arayışları yatar. Müteselsil sorumluluk, işverenin ilk bakışta ek yükümlülük gibi gördüğü ancak aslında doğru ele alındığında işletmenin ekonomik istikrarını ve itibar sermayesini koruyan bir mekanizmadır. Birçok kurum, müteselsil sorumluluğu yalnızca iş hukukunun zorunlu kıldığı bir tedbir ve maliyet kalemi olarak görür. Oysa bu kavram, kurumsal sürdürülebilirliğin temel unsurlarından biridir. Çünkü ciddi bir denetim mekanizması altında ele alındığı çalışma ortamlarında müteselsil sorumluluk kavramı; çalışma barışına katkı sağlar, güvenli çalışma ortamı yaratır, hak kayıplarını önler, dava risklerini azaltır ve personel aidiyetini artırır. Bunların her biri, bilanço kalemleri arasında yer almasa da uzun vadede doğrudan kazanca dönüşecek unsurlardır.
Ekonomik değer yaratmanın artık yalnızca üretimle değil, etik yönetimle de ölçüldüğü bir çağdayız. Bugün bir markanın gücü, ürettiği ürün kadar, çalışanına ve tedarik zincirine gösterdiği özenle de ölçülüyor. Tüm sorumluluğun üzerine yüklendiği bir günah keçisi pozisyonundaki alt işverenlerin, tedarik zincirindeki yerleri ve sürece katkıları, elbette sınırlı olacaktır. Fakat kurumsal sorumluluğun finansal getirisi küçümsenmemelidir. Müteselsil sorumluluğu içselleştirmiş işletmeler, kriz dönemlerinde ayakta kalmayı başarırlar. Çünkü bu ilkenin doğru şekilde ele alınması, işçiyle işveren arasında karşılıklı güven sözleşmesi oluşturur. Güven varsa üretkenlik, üretkenlik varsa kârlılık artar.
Uygulama sahasında sıklıkla görüyoruz ki bazı asıl işverenler “alt işverenin hatasından sorumlu olmamalıyım” diye düşünüyorlar. Ağır hizmet sözleşmeleri ile tüm sorumluluğu alt işverene yüklediklerini ve yükümlülüklerinin sona erdiğini sanıyorlar. Bu düşünce ile alt işverenleri kendi denetim mekanizmalarının dışına çıkarıyorlar ve riskleri daha da büyütüyorlar. Ancak müteselsil sorumluluk yaklaşımının asli amacı; “çoğunlukla işçi aleyhine kurulan güç dengesinin eşitlenmesi ve asıl işverenin bu adalet dengesinin sigortası olarak konumlandırılmasıdır.”
Çoğu global markalar, alt işveren (taşeron) seçiminde yalnızca fiyata ve teknik yeterliliğe değil, etik ve sosyal sorumluluk kriterlerine de bakıyorlar. Çünkü bir şirketin değeri yalnızca ürettiği mallarla değil, üretim sürecindeki adaletiyle de ölçülüyor. Sosyal denetimlerden alnının akıyla çıkan işletmelerin ortak yaklaşımı; müteselsil sorumluluk ilkesini içselleştirmeleri ve alt işverenleri bu ilke çerçevesinde oluşturulmuş sıkı denetim mekanizmaları ile kontrol ederek hak kayıplarını önlemeleridir.