Ellili yaşlarını süren aynı kuşağa ait olduğum arkadaşlarımla yaptığımız birçok konuşmada kendimizi son ''şanslı'' kuşak olarak tanımladık çoğu zaman. Siyah beyaz; tek kanaldan yayın yapan  televizyondan iki kanala çıkmak bizler için inanılmazdı. O iki kanalda ulaşma olanağımızın olmadığı birçok sinema klasiğini seyrettik. Pazar sabahları klasik müzik konserleri yayınlanırdı. Caz programları, türkü programları olurdu. Güzel bir Türkçeyle insanlar saygı içinde tartışırlardı ekranlarda. Keyif alırdık. Feyz alırdık. Herkesin evindeki okuldu aynı zamanda. 

Bu yazıyı okuyan yirmili yaşlarda gençler eminim şaşırıyordur; izledikleri basit, düzeysiz, kalitesiz yapımları düşündükçe. Gerçekten böyle bir TRT vardı ve bazen eleştirirdik. Toyluğumuza, gençliğimize  verin ne olur. Günümüzde yapılan yayınları izledikçe o günlerde TRT'de çalışan insanlardan özür dilemek geliyor içimden. Harikaymış yaptıkları, yarattıkları işler.

Yüzlerce kanal arasında nitelikli ve insana yönelik yayın yapan sanki hiç yok gibi. Sürekli bir kandırmaca, birbirlerine sokak ağzıyla bağıran insanlar, aşağılanan, yalvaran bir gürûh ile dolu hepsi. Dedikoduyu ve çemkirmeyi normalleştirmelerini söylemiyorum bile. Ekranda gördükleri yanlış karakterleri bir çok genç rol model olarak alıyor. Son dönemde çocuklara, kadınlara, insanlara, hayvanlara hatta kardan adamlara yönelen şiddetin temelinde bu saçma sapan yayınlar var.

Başka neler mi vardı o günlerde? Tiyatrolar vardı, konser salonları. Devlet tiyatroları da dahil olmak üzere bir çok salon kapalı gişe oynardı oyunlarını. Programlar yayınlanırdı, oradan seçerdiniz gitmek istediğiniz oyunu ve günler öncesinden alırdınız biletinizi. Yoksa aylarca bekler ve kaçırabilirdiniz görmek istediğiniz oyunları. Taksim'de, Atatürk Kültür Merkezi'nde hafta sonu kalabalığını görmenizi çok isterdim.

Fotoğraf çekmek başkaydı örneğin. Artık terör eylemi gibi geliyor insanların olur olmaz her yerde telefonlarıyla yüzlerce fotoğraf çekmesi.  Ne de olsa  ''Digital'' bir çağda yaşıyoruz. Makineleri binlerce fotoğrafı saklayacak hafıza kapasitesine sahip. Nasıl bir salgına dönüştü bu anlamsız eylem bilmiyorum. Oysa eskiden olanağınız sınırlıydı; en fazla 36 pozunuz vardı fotoğraf makinenizde. Öyle boşa harcayamazdınız. Özellikle sevdiklerinizin fotoğrafını çekiyorsanız özenirdiniz, önemserdiniz. Sonra makinenizdeki filmin bitmesini beklerdiniz. Zaman usulca akardı akşamın sessizce indiği sokaklarda. Çektiklerinizi fotoğrafçıya bırakır, bir hafta kadar beklerdiniz kağıda basılmasını. Orada; ayak üstü şöyle bir göz atıp hızlıca eve gider; uzun uzun bakardınız sevdiğiniz insanların gözlerine. Daha heyecanlı, daha doyurucu, daha tatlıydı yaşamak o günlerde.

O günlerde;  bütün mahalle, hepimiz birden bir ''Türk Filmi'nin'' içinde yaşıyorduk. Hepimiz birbirimize benziyorduk. Giysilerimiz, ayakkabılarımız, eşyalarımız benziyordu. Duygularımızda benziyordu. En azından hepimizde utanma duygusu  vardı. Arsız bir utanmazlık boy atmamıştı sokaklarımızda. Aynı anda kuruluyordu sofralar. Sokağa girince mis gibi yemek kokularıyla kendimizden geçiyorduk. Annelerimiz perdeyi aralayıp sokağa bakardı; işten eve dönen yorgun babalarımızı görmek için. Doyamazdık oyunun tadına. 

Mektuplarımız vardı. Arkadaşlarımıza yazardık. Sevdiklerimize yazardık. Çok özenirdik. Müsveddeye yazıp temize çekerdik. Yazmanın tadı ayrıydı, cevabı beklemenin heyecanı ayrı. Bir hafta, on günden önce cevap alamayacağımızı bilsek de ikinci bilemediniz üçüncü günden sonra gözümüz posta kutusunda olurdu. Büyük bir merakla açardık adımıza gelmiş mektubu. Dedim ya hepimiz bir ''Türk Filmi'nde'' yaşıyorduk; bize kim göndermişse mektubu onun sesiyle okurduk içimizden.
Uzun, huzurlu, mutlu düşler kuruyorduk. Kahramanların her kötüyü, her kötülüğü yeneceğini inanmıştık. Bizler çocuk halimizle inanırken buna; anne ve babalarımızda inanıyordu sanki. İşte biz o günlerde anne ve babamızla beraber büyüyorduk.
''Yazılıp temize çekilmiş bir mektup gibi sevdim seni''
Sahi; ben bu cümleyi hangi mektubumda yazmıştım? Belki de gönderilmeyen ve gece gelen mektupların birinde kalmıştır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.