İki günlük yazımı Âşık Sıtkı Baba’nın Devriyesinin yorumuna ayırdım. Ali Ekber Çiçek babasından öğrendiğini söylediği Sıtkı Baba’nın “Devriyesi”nin okuduğu güftenin birinci kıtasını yanlış öğrenip, yanlış nakletmiş. "On dört bin yıl gezdim pervanelikte" değil, "On dört yıl dolandım pervanelikte” olacaktır. Kolay ve yüzeysel anlatımla, Âşık Sıtkı Baba, “Sıtkı” mahlasını almadan önce, on dört yıl “Pervane' mahlasını kullanmıştı. "Sıtkı ismin buldum divanelikte” diyerek Sıtkı mahlasını aldığını anlatıyor.

Tasavvufta Pervanenin felsefesi, "öl ve ol" ile açıklanıyor. Olmak için ölmek, ölmek için de olmak gerekir. Aslında varoluşla beraber yok oluş, yok oluşla beraber yeniden bir var oluş meydana gelir. Çünkü var olmayan bir şeyin yok olması mümkün değil.

Mum, aleviyle hem kendini hem de pervaneyi gerçeğe yönlendiren ilahi bir güç olarak algılana geldi.

“İçtim şarabını mestanelikte

Kırkların ceminde dara düş oldum

Kırkların ceminde tek bir üzüm tanesinin sıkılıp suyunun kırk kişi tarafından içilip mest olunmasına telmih yapılıyor.

Kırkların Cemi nedir?

Denir ki, Hz. Muhammed, bir gün ashâb-ı suffa'nın yani Mescid-i Nebevî’nin arka tarafına, etrafı açık ve üstü hurma dallarıyla örtülü gölgelik, çardakta bulunan ve uzaktan gelen ve ailesi olmayan fakir Müslümanları ziyaret etmek istemiş. İçeri girmek istemiş.

“Kimsin" demişler. Hz. Muhammed:

“Peygamberim," diye buyurmuş. İçerden ses gelmiş:

“Peygamberliğini ümmetine yap; bizim, peygambere ihtiyacımız yok!"  Hz. Muhammed geri dönüp giderken, Allah’tan tekrar kapıya gitmesi emrini almış. Dönüp girmik istemiş. İçeriden

“Kimsin?” sorusu gelmiş.

“Rasûlüm” diye buyurmuş. Bu defa:

“Buraya rasûl sığmaz” yine almamışlar. Hz. Peygamber, dönüp giderken Allah, tekrar dönmesini buyurmuş. Bu sefer “kimsin” sorusuna:

“Seyyidül – kavm, hâdimül – fukarâyım”, yani, toplumun ulusu, yoksulların hizmetçisiyim demiş. Bunun üzerine kapıyı açmışlar.

Hz. Muhammed içeride otuz dokuz kişinin olduğunu görmüş.

“Siz kimsiniz,” diye sormuş.

“Kırklarız; hepimizin gönlü birdir, birimiz neyse hepiniz odur, diye cevaplamışlar. Hz. Muhammed, kanıtlamalarını istemiş. O ana kadar Hz. Ali’nin de aralarında olduğunu fark etmemiş. Kırklar:

“Birimizden kan akarsa, kırkımızdan da akar demişler ve hazreti Ali, kolundaki damarı, neşterle yaralamış. Kan akmaya başlayınca, otuz sekizinin kolundan da kan akmaya başlamış. Aynı zamanda tavandan da kan damlamaya başlamış. Hz. Peygamber, bunu sorunca şu cevabı almış:

“Birimiz, dışarıda; bize yiyecek toplamaya çıktı; bu kan, onun kolundan damlıyor.” Hz. Ali’nin kolunu bağlamışlar; öbürlerinden akan kan da durmuş. Dışarıda olduğu söylenen Selman gelmiş. Bir tâne üzüm getirmiş, bu bir üzüm tanesini kırklara paylaştırmasını için Hz. Peygamberin önüne koymuş. Hz. Muhammed, nasıl pay edeceğini düşünürken Cebrail, Cennet’ten tabak getirmiş ve ezmesini söylemiş. Muhammed üzümü ezmiş, suyla karıştırmış. “Kırklar”ın hepsi birer yudum içmiş. Hz. Muhammed de içmiş. Hepsi mest olup semâ’a kalkmış. Hazreti Peygamber, semâ ederken başında sarığı çözülüp yere düşmüş. Kırklar, bu sarığı kırk parçaya bölüp bellerine bağlamışlar, tennûre, yâni libâsı edinmişler.

İnanışa göre Kırklar bunlar. “Kırkların ceminde dara düş” olmak, yani dara durmak nedir?

İki çeşit dar vardır. Biri dara çekilmektir ki, bu yargı ve ceza ile sonuçlanır. "Dar ağacı" adı buradan gelir. 

“Dara durmak” ise, iki el göğüste, sağ ayak baş parmağı, sol ayak üzerine konulmuş, saygı duruşudur.  Yaratıcının huzurunda durduğunu kabul ederek özünü, benliğini ortaya koyup, teslim olmanın ifadesidir. Niçin sağ ayak başparmağı, sol ayak üzeredir. Anlatıya göre Hz. Hüseyin'in kendisinden su isteyen büyüğüne su götürürken sol ayağını bir yere çarparak kanatmış. Saygısı gereği gizlemek için böyle durmuş. Dar aynı zamanda öne eğilip duaya durmaktır. Dede de aynı durumda gülbank söyler.

Yaratanın huzurunda dara duran için gizli, saklı yoktur. O her şeyi bilen ve görendir. Öğretilir ki, “Dar”da “Ölmezden önce ölünür ve hayat sorgulanır, ruh arındırılır. İnsan-ı pak olunur.

Dar, cemde pir önünde duruş biçimidir. Pir önünde durmak kırklar katında durmak, kırklar katında durmak Şahıvelayet katında durmak demektir. Şahı Velayet, Şahı Merdan Ali’dir. Velilerin ve velilik makamının Şahı demektir. Mansur darı, Fazlı darı, Nesimi darı ve Fatıma darı gibi dört şekli uygulanıyor.

Yarınki yazımda Tekamül Zinciri ve Devriyeyi anlatacağım

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.