Kendi kulüplerinde oynayan ve büyük paralar kazanan sporcuların aynı zamanda kendi milli takımlarında da oynayıp oynamamaları, uzun yıllardır hep polemik konusudur. Kulüpler, milli takım seviyesine gelmiş oyunculara büyük paralar öderler ve onlardan maksimum fayda elde etmek isterler. Sporcular da zaten en iyi ihtimalle 15-20 yıl sürecek bir kariyeri maddi anlamda dolu dolu geçirmek isterler ki buna da hak vermek zorundayız.  

Futbolda kulüp maçlarının ve milli maçların programı her sezon başında gayet güzel ayarlanır ve yıl içinde belki sadece bir iki küçük revizyon ile oynanır ve tamamlanır. Buradaki tek sıkıntı, ulusal takımına giden bir oyuncunun sakatlanma riskidir. Futbolda on milyon Eurolara varan yıllık ücretler söz konusu olduğundan, kulüpler bu oyuncuları kesinlikle göndermek istemez; oyuncu da zaman zaman “sakatım, gelemem” duygusal (!) tercihiyle ülkesini değil, kulübünü seçer. “Ben hayatımı geçindirecek parayı bu kulüp sayesinde kazanıyorum, ne kendimi riske atarım; ne de kulübü bensiz bırakırım” diyebilir. Bu bir tercih meselesidir; ama örneğin Cristiano Ronaldo, Lionel Messi bunu yapmazlar. Real Madrid ve Barcelona ne kadar büyükse de, ülkeleri Portekiz ve Arjantin’e en az o kadar önem verirler. (Ronaldo’nun Avrupa Şampiyonası finalinde sakatlandığında ve takımı yalnız bıraktığındaki gözyaşlarını hatırlayın, gerçekten büyük oyuncu…)

Basketbolda ise durum biraz daha farklı… Son yıllarda yaşanan FIBA – Euroleague savaşı basketbol sezonlarının tam bir kaos içinde geçmesine yol açıyor. Bu iki organizasyon birbirleriyle anlaşamadıkları gibi, maç takvimlerini de tamamen bağımsız belirlediklerinden, özellikle bu yıl milli maçlar ile Euroleague maçları aynı günlerde oynanacak. Kasım 2017 ve Şubat 2018’de kaos yaşanacak. Peki bu durumda oyuncular hangisini tercih edecek?

Son Euroleague şampiyonu Fenerbahçe Doğuş cephesinde, ilk olarak İtalya Milli Takımı’nın as oyuncuları Datome ve Melli, milli maçlara katılmayacaklarını açıkladılar. Datome, kulübüne karşı sorumluluğu olduğunu ve bundan vazgeçemeyeceğini bildiren bir açıklama yaptı. Bunu Türk oyuncular Melih Mahmutoğlu, Ali Muhammed (Bobby Dixon), Sinan Güler, Barış Hersek ve Egehan Arna takip etti. Onlar da Milli Takım forması’nın kutsallığını bildiklerini ama bu yaşanan kaosun kendi suçları olmadığını ve sorumluluklarını yerine getirmek zorunda olduklarını bildirdiler. Tabii “bu biraz da Fenerbahçe Doğuş’un yaptırımıyla oldu” diyenler de var. Türkiye Basketbol Federasyonu ise bu karara bir ceza verilmeyeceğini açıkladı (normalde Milli Takım’a gitmemek ceza sebebi sayılabiliyor.)  Takip edebildiğim kadarıyla Anadolu Efes cephesi ise, basketbolcularını bu kararda özgür bıraktığını açıklamıştı; onların durumunu da bekleyip göreceğiz. Diğer Euroleague kulüplerinin ne kadar etkilenecekleri ya da madalyonun diğer yüzünde Milli Takımlar’ın ne ölçüde as oyuncularla kurulabileceği merakla bekleniyor. Zor bir durum…

Basketboldaki bu güç savaşının herkese zarar verdiği kesin; nedense uzun süredir anlaşma sağlayamıyorlar ve işin daha da kötüsü tam bir inatlaşma içindeler… Hadi NBA’de yılda 100 maç oynayan ve yıllık 20 milyon dolarlık kontrat yapan, bu nedenle Milli Takım’a gelmek istemeyen adamları geçtim; bari bu soğuk savaş bitse de uluslararası arenada Avrupa’nın yıldızlarından da mahrum kalmasak…. Bu yaz ülkemizde yapılan Avrupa Şampiyonası maçlarını hatırlayın; Slovenya’yı, Sırbistan’ı, Dragiç’i, Donçiç’i, Bogdanoviç’i… Basketbol her zaman böyle büyük oyuncularla güzel (Slovenya’yı finalde 35 sayıyla Avrupa Şampiyonlugu’na taşıyan Goran Dragiç evvelki akşam NBA’de yine 29 sayı, 9 ribauntla yıldızlaştı. Gerçekten müthiş bir guard; oğlum Kerem’i bir gün onun gibi bir guard olması hayaliyle yetiştiriyorum; her haftasonu o gözle izliyorum.)

Sonuçta buna ister kulüp sadakati, ister milli forma ihaneti diyebilirsiniz. Herkesin haklı ve haksız sayılabileceği noktalar var. Tabii en haksız olan anlaşmazlıkta kalıp, insanları da zor durumda bırakanlar…

Not: Bugün 10 Kasım, yüce Atatürk’ü minnet ve şükranla anıyorum. Bugün 09:05’te yine kalbimiz çok acıyacak; yine gözlerimiz dolacak. Kim ne derse desin, bu vatan herşeyini sana borçlu Atam…

Ayrıca dün vefat eden duayen basketbol adamı Mehmet Baturalp’a Allah rahmet eylesin. Şahsen hiç tanışmadım ama son derece babacan ve sevecen biri olarak bilinirdi. Bizim çocukluğumuz, gençliğimiz onun antrenörlüğü, yorumculuğu ile geçti. Mekanı cennet olsun.  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Elif Narlı 2017-11-10 09:52:44

Nice 10 kasımlara saygı ve minnetle