"Sokaklarda kurbanları kesmek, kan akıtmak, onu seyretmek, seyrettirmek... Hele bunu din adına yapmak!.."

Hiçbir anlam veremiyorum. Bildiğim ve öğrendiğim kadarıyla müslümanlıkta kurban sadece "Allah" için, hatta hayvanların gözleri bir mendille kapatılarak mümkün mertebe eziyet çektirmeden fakir fukaraya yardımcı olmak adına kesilir. Kurban gene de kesileceğini hisseder ve belli etmeden  sessizce çaresiz ağlar.  "Güneş doğsun" diye "gösteri" amaçlı kurban kesmek, kan akıtmak bununla iftihar etmek ancak antik çağlarda, Şamanizm'de, Paganizm'de vardı. 
Bir politikacıyı  karşılamak veya bir açılışı  için yol ortalarında bir gövde gösterisi gibi  kesilen zavallı hayvanlara daha çok acıyorum. Bir aralar elinde içki kadehi ve purosuyla her akşam bir eğlence mekanında iftiharla   boy gösteren sayın Semra Özal, Zile'ye gittiğinde, halk tarafından "Zile'nin 82. ilimiz olması" dileğiyle gözlerinin önünde 82 kurban kesilmesini mutlulukla seyretmiş. (Yorum yok.).  İnanın belediyenin hayvan bakım merkezinin açılışında bile kapıda kurban kesildi. 

* * *  

Kurban geleneğinin Hıristiyan ve Yahudi toplumlarda da bulunduğu söyleniyor. Peki niçin bu coğrafyalarda ortalık kan gölüne dönmüyor. Elbette pek çok dinde benzer ritüeller var. Amaç,  masuma,  fakire et temin etmektir, kan akıtmak ve işkence değil. 

Özdemir Erdoğan ile birlikte bir konferans için Besni'ye (Adıyaman) yaklaşırken, ellerinde bir kurbanlık koyun ile 15 kişinin yol kenarında bekleştiğini görünce aracı durdurduk. Kurbanı, Besni Festivali'ni izleyecek olan dönemin Gaziantep Belediye Başkanı Celal Doğan için keseceklerini öğrendik. "Önce beni kesin, sonra onu." dedim. Özdemir Erdoğan'da beni destekleyince bir koyun o an için  kurtuldu. Belki 15 yıl önce Antalya-Varsak'ın belediye başkanının, ilçesini ziyarete gelecek bir  devlet bakanı için kestirdiği dana  iş makinesiyle bağlanıp,  ayak ve ellerini oynatarak  can çekişirken, bu ilçenin sokaklarında iftiharla gezdirildiğini unutmayalım. Daha sonra aynı ilçede tasmalı ve aşılı hayvanların bile yok edildiği bir köpek mezarlığı da  bulundu. 

* * *

Yanlış efendim, hep yanlış. İspanya'nın boğa güreşleri de yanlış. O kadar kişinin, bir boğanın öldürülmesini zevkle seyretmesi çok çok yanlış. Hani arada bir nasıl oluyorsa boğa matadoru öldürüyor ya o gün ben çok "mutlu" oluyorum.  
Biz insanlardan milyonlarca yıl önce  bu dünyada bulunan ve her birinin ekosistemde özel yeri olan hayvancıkları biz mi yarattık ki, onları insafsızca öldürme hakkımız olsun?.. 

En kolaylıkla belki de  zevk alarak  öldürdüğümüz hayvan, muhtemelen "sivrisinek"tir. Sivrisineğin elma kurtlarını yiyerek "elma sevenlere" yardımcı olduğunu biliyor musunuz? Tıbbın sivrisinekten yola çıkarak yeni ameliyat teknikleri ve bilhassa lokal anesteziyi  öğrendiğini lütfen unutmayın. Sivrisineğin sahip olduğu teknolojinin %10'una henüz sahip değiliz.  

* * *

Samsun'u bir dönem "fareler" basmıştı. Nedeni gayet basitti: Tarlalarda bırakılan tarım ilâç paketleri  yüzünden yılanlar yok olmuştu. İstanbul Sedef Adası'ndaki sosyetik şımarık hanımlar, balık bulamayınca dolma yiyip şişmanlayan martılardan rahatsız olduğu için, adaya iki adet tilki getirildi. Sonuçta martılar çekti gitti; ama ada martıların yakaladığı  akreple doldu. 

Yozgat da bir dönem sinek ve sivrisineklerle sarıldı. Çünkü Fransa'ya iftiharla kurbağa ihraç etmiştik. Bir dönemin cahil bir  Paris Belediye Başkanı ani bir kararla lağım farelerini öldürttü. Çok geçmeden Paris'i lağım suları bastı. Komor Grubuna ait ufak bir adada kendi halinde yarasalar yaşardı. Meyveleri zarar verip,  halkı korkuttukları için zeki bir   belediye başkanı tarafından büyük bir başarı ile  "kökleri" kurutuldu. Tarımla geçinen bu ufak adada artık herhangi bir ürün yetişmez olmuş. Birleşmiş Milletler'den  tarım uzmanları inceleme yaptı. Yarasaların beslendiği solucan, çekirge, böcek  ve kurtların sayısı artmış ve adanın    her yerini sarmıştı. Artık yapacak bir şey yoktu. Ada terk edildi. Şimdi "ibret adası" adı ile sadece ziyaretçilere  gösteriliyor. 

İşte  ekosistem ve işte güya "akıllı  insan !"

* * * 

Almanya'nın Ulm Kentinde bir hayvanat bahçesi var. Ben hayvanat bahçelerine hiç  sıcak bakmıyorum. Onlar da hayvanlar için bir çeşit açık "Cezaevi". Kafeslerin birinin üstünde şöyle bir yazı var. "Dünyanın en tehlikeli yaratığı" (Almancası "gefarlich"). Herkes kafesin içinde  taş ve çalılar arasında bu tehlikeli hayvanı merakla  arıyor. Ama kafesin içinde hayvan falan yok. Sadece bir "ayna" var evet  "bir ayna..." 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.