Kurban bayramı arifesindeyiz.
Eskiden kurban derisi üzerinden bir tartışma yaşanırdı.
Şimdi kurban derisi çok gündem olmuyor. Yalnız kurban derisi değil, kurbanın tamamı bağışlansın isteniyor.
Televizyonların neredeyse tamamında ve gazetelerde kurban bağışı ile ilgili ilanlar var.
Kimisi Türkiye’de, kimisi dünyanın öbür ucunda kurban kestiğini söylüyor.
Fiyatlar da ülkesine göre, hatta Türkiye’de bile bire üç, bire beş değişiyor.
Sadece Türkiye’de faaliyet gösteren dernek veya vakıfların, dünyanın en ücra köşelerinde nasıl kurban kestikleri ayrı bir muamma...
Kurban vacip olan bir ibadettir ve kesilmesi zorunludur.
Kurbanı bir vakıf veya derneğe bağışlamak yeterli değildir, bağışlanan kurbanın sizin adınıza kesilmesi şarttır. Kurban kesilmezse kurbanı bağışlayan kişi de kurban borcundan kurtulamaz... O sebeple kurbanın nereye veya kime bağışlandığı hususu çok önemlidir.
Maalesef günümüzde siyasi atmosfere göre, iktidara yakın dernek ve vakıflara kurban bağışında bulunmak moda oldu. 
Adet yerini bulsun veya birilerine hoş görünmek için kurban bağışı olmaz.
Asıl dikkat edilmesi gereken husus, kesilen kurbanın gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasıdır.
Bizzat kurbanı kesmek ve ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak en güzelidir.
Kurbanı bir yerlere bağışlayıp, bayramı tatil olarak görmek ve tatile gitmek, bayramın manevi havasını bozar...
Bayram sadece tatil ve kurban değildir, manevi havasını yaşamak ve çocuklarımıza da yaşatmak gerekir. Aksi halde bayramın manevi havası ortadan kalkar ve bayramı et ticaretine çevirmiş oluruz...
Milli ve manevi değerlerimizi kurban etmeden, huzurlu, sağlıklı ve mutlu bayramlar geçirmeniz dileğiyle...

***
Servetine güvenme

Harun Reşit ile Şakik-i Belhî Hazretleri sohbet ediyordu. Bir ara Hazret:
- Ey Halife! Farzet ki, büyük bir çölde kaybolmuşsun. Susuzluktan ölmek üzeresin. O anda birisi gelip elindeki su dolu testiyi sana satmak istese kaç para verirsin? diye sordu.
Halife gülerek:
- Ne kadar isterse veririm.
- Peki, o suya karşılık servetinin yarısını istese verir misin?
- Veririm
Hazreti Şakik, “Doğru söyledin” dedi ve devam etti:
- Ey Halife! Diyelim ki servetinin yarısı ile o suyu alıp içtin ve bir müddet daha yaşama imkanı buldun. Fakat az sonra içtiğin suyu çıkarman gerekir. Ama buna muvaffak olamasan, bütün uğraşmalarına rağmen idrarını yapamasan ve adeta ölecek hale gelsen, o anda yine birisi karşına çıkıp; “Seni tedavi edebilirim, ancak servetinin öbür yarısını isterim” dese, ne dersin?
Halife hiç düşünmeden
- Elbette razı olurum, dedi
Bunun üzerine Şakik-i Belhî:
- Öyleyse Ey Emirü'l Mü'minin! Önce içtiğin, sonra da idrar yolu ile dışarı attığın bir yudum su kıymetinde bile olmayan servetine sakın güvenme! Hiç kimseye karşı mal, mülk ve servetinle övünme...

***
TEBESSÜM

Özeleştiri
 

Temel, Cemal’e bir fıkra anlatmış.
Cemal anlamamış.Temel tekrar anlatmış, yine anlamamış.
Dördüncü kez anlattıktan sonra Cemal katıla katıla gülmeye başlamış.
Temel:
- Abartma o kadar komik bir fıkra değildi.
- Ben fıkraya gülmüyorum, kendime gülüyorum. Yine anlamadım.

*****
GÜNÜN SÖZÜ
Dostluk, mantar yemeği gibidir. Zehirli veya zehirsiz olup olmadığı ancak yendikten sonra belli olur. 
Uzakdoğu atasözü
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.