Saatlere yeniden hayat veren adam

Beyoğlu'nun ara sokaklarında adı olmayan ama zamanı ölçemez hale gelen saatlere yeniden hayat veren bir dükkan var. 105 yıllık dükkana gelen kalbi durmuş tarihi saatler de yeniden "tik tak" ederek zamanı ölçmeye başlıyor.

Saatlere yeniden hayat veren adam

Beyoğlu'nun ara sokaklarında adı olmayan ama zamanı ölçemez hale gelen saatlere yeniden hayat veren bir dükkan var. 105 yıllık dükkana gelen kalbi durmuş tarihi saatler de yeniden "tik tak" ederek zamanı ölçmeye başlıyor.

12 Şubat 2018 Pazartesi 08:27
490 Okunma
Saatlere yeniden hayat veren adam

Beyoğlu'nun ara sokaklarında yürürseniz ne çok eski dükkan gözünüze çarpar.  Berberler, tatlıcılar, kuyumcular, kahveciler vs. Bu dükkan sahiplerinin en önemli özellikleri ise aile mesleklerini sürdürüyor olmaları. Yıllardan beri aile mesleği olarak sürdürülen bu işler, kazançları ne olursa olsun sahiplerini yıldırmıyor... Haberini yaptığımız Beyoğlu Saatçisi ise 1913 yılından beri hizmet veriyor. Sahibi Yusuf Önal 1973'de dayısından devralmış saatçi dükkanını. Meslekte 3. kuşak olduğunu söyleyen Önal, yıllardan beri işini severek yapıyor belli ki. 

DÜKKANIN ADI YOK

Dükkan Beyoğlu Saatçisi olarak anılıyor ama aslında tam bir adı yok buranın. Yusuf Önal'a da sorduğumuzda "Dükkanın bir adı yok. Beyoğlu Saatçisi diyenler oluyor, Galatasaray Saatçisi diyenler oluyor. Siz bir isim koyabilirsiniz," cevabını aldık. Önal, çıraklık dahil 43 yılını vermiş bu mesleğe. Bıkmadan usanmadan devam etmiş saatlere can vermeye. Bu mesleğe ilk nasıl adım attıklarını sordum. "Asıl yurdumuz Kosova'nın Priştine şehri, daha sonra göçlerle buraya gelinmiş. Arnavut göçmeniyiz biz. Ben ilk çırak olarak başladığımda Alman bir markayla beraber çalışıyorduk. Okullardaki zil seslerinin saatlerini üretip tamirini yapıyorduk. O zamanlar iyiydi tabii işlerimiz daha sonra yavaş yavaş azaldı işler."

ASIRLIK SAATLER GELİYOR

Saatçilik mesleğinin eskisi kadar popüler değilmiş ve kazançları da düşmüş. Yusuf Bey ise olaya farklı bir açıdan bakmış. "Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, zaman ne kadar ilerlerse ilerlesin saatler bozulacaktır ve tamir edilecektir. O yüzden her zaman tamir edilecek saatler bulunur." 
Tamir etmek daha doğrusu saatlere hayat vermek yetenek isteyen bir iş. Ufacık saatlerin içinde ufacık parçalar. Herkesin yapabileceği bir iş değil. Manevi değeri yüksek olan saatler var bir de belki 30 belki 40 belki de 100 yıllık saatler. 

SAATLER ARABA GİBİDİR 

"Tamir işi şöyledir aslında: mesela saatin bir yenisinin fiyatı vardır, Bir de tamir masrafı. Bazen masraf yeni fiyatına ulaşır. O zaman diyoruz ki kardeşim buna masraf etme git yenisini al. Ama  müşterinin dedesinden kalmış bir saat ve ısrarla yapılmasını istiyor ise mecburen onarıyoruz parçalarını bulabilirsek tabii." 

"Saatler araba gibidir" diyor Yusuf Önal ve ekliyor "Bazılarının mekanizması daha iyidir daha sağlamdır. Marka verecek olursak Omega, Zenith, Longines gibi markalar kaliteli markalardır. Kolay kolay bozulmazlar. Üst klasman saatlerdir bunlar, daha sonra diğerleri gelir. Seiko, Orient, Citizen, bunlar Japonya'da üretilen en kaliteli saatlerdir. Ülkelerdeki ekonomi ile zaten saatlerin hepsini üretmek imkansız. Saat denilince akla ilk gelen ülke İsviçre'dir. Baktığımız zaman onlar bile saatlerinin yüzde 30'luk kısmını başka ülkelerde yaptırıyor. 

Parçaları ise eski saatlerde buluyormuş Önal. Ya internetten ya da ikinci el satıcılarından alıp bozulan saatlere takıyormuş parçaları. Parçalarını bulamadığı saatleri hurdaya atıp diğer parçalarından faydalanıyorlarmış. Böyle böyle hayat veriyormuş saatlere. Belli bir yerden satın almıyormuş parçaları. "Bulamazsınız zaten öyle fabrikalardan" diyor kendisi. "Eğer yapmaya değen kaliteli saat bulursakta oturup kendimiz tornada yapıyoruz," diyor. 

'BEYOĞLU ESKİSİ GİBİ DEĞİL ARTIK'

Saatçilikten değilde daha çok Beyoğlu'nda şu an ki durumundan şikayetçi Yusuf Önal. Son 3-4 yıldır gerçekleşen göçlerle iyice eski kimliğini kaybettiğini söylüyor. "Beyoğlu'nun 40 yıl önce tamamiyle Avrupa kökenli bir  yaşam tarzı vardı. Eskiden burada Levantenler vardı, Ermeniler vardı. Rumlar vardı, Beyaz Ruslar vardı. Bizim çocukluğumuz hep o insanları görerek geçti. Sonra yavaş yavaş gittiler, kimileri öldü, kimileri dağıldı. Çok az kaldılar şimdi," diyor. 

"Beyoğlu'nda sadece saatçilik değil sinema, tiyatro gibi birçok etkinlik artık yok. Eskilerden kalma tek sinema Atlas Sinemasıydı onunda büyük salonu gitti, böldüler. Bence sadece Beyoğlu'nun değil Türkiye'nin  en güzel sinamalarından bir tanesiydi Atlas Sineması. Maç tribünü gibiydi, çok keyif alırdım orada film izlemekten. Yeni Melek Sineması vardı kapandı, Lüks Sineması vardı kapandı, Rüya Sineması vardı kapandı en son Emek Sineması kapandı. Ben çok severdim çocukken oralarda film izlemeyi. Eskiye nazaran kültürel olarak çok az şey kaldı Beyoğlu'nda."

"Bana sorarsanız kalite anlamında her geçen gün aşağı iniyor Beyoğlu. Mesela 25 sene öncesinde tramvay yolu boyunca ağaçlar vardı her yerde. Tramvay ağaçların arasından geçerdi. Daha hoş görünürdü İstiklal Caddesi. Şimdi her yer komple beton. İstiklal Caddesi beton. Taksim Meydanı beton. Avrupa'daki ağaçlandırma sistemi bizim ülkeye oturtulamamış ne yazık ki

Yusuf Önal, aynı zamanda bir fotoğraf tutkunu. Seyahatlere gidip fotoğraf çekmeyi çok seviyormuş. "2-3 bin fotoğraf çekip dönüyorum seyahatlerden. Evde yer kalmadığı için artık karta bastırmıyorum, hard disklerde biriktiriyorum fotoğraflarımı" diyor.

Muhammet Hasan Artun (İAHA)

Son Güncelleme: 12.02.2018 08:43
Anahtar Kelimeler:
SaatYusuf önalBeyoğlu
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.