Kısım kısım yapılan bu espriyi tüm şehre mâlederek dile getirmeme şaşırmayın. İstanbul'u yıkmanın mümkün olmayacağını ben de biliyorum. Yıkılsa, en fazla AVM yapmak için seferber olunacağını da.

Dünyanın başka bir ülkesinde böyle bir yerleşim modeli var mıdır, yoksa sadece bize özgü mü çok merak ediyorum: Giriş kat dükkan, üst katlar konut.

Ticaret alanı, sosyal yaşam alanı ve yerleşim alanının bu kadar iç içe geçtiği, hemen hemen her sokakta bir "perakende satıcı"nın bulunduğu bir ülke... Akdeniz ülkeleri veya Ortadoğu toplumları olarak birbirimize benziyor olabiliriz. Benim merak ettiğim, insanların huzur içerisinde yaşadığı ülkelerdeki "kentleşme" mantığı nasıl? Bu konuda net bilgisi olanlar paylaşırsa sevinirim. Öyle kulaktan dolma şeylerle "çok bilmiş" havalarında değerlendirmeleri kabul etmediğimi peşin peşin söyleyeyim.

Gelelim neden "İstanbul'u yıkalım" dediğime...

* * *

1999 yılında yaşadığımız büyük Gölcük depremi neredeyse unutuldu gibi. İstanbul'un bir bölümünde de can kayıplarına yol açan, özellikle Avcılar'da birçok binayı yerle bir eden 1999 depremi, artık Avcılar'da bile eskisi kadar hatırlanmıyor. Avcılar'daki yıkıntılar arasında çektiğim fotoğraflar, uzun süre gözümün önünden gitmemişti. Siyah-beyaz fotoğraflarla, hasar görmüş binaları da görüntülemiştim o dönem. Bazıları çalıştığım gazetede uzun süre "arşiv" fotoğrafı olarak da kullanıldı. Şimdi o "hasarlı" binalar, bir güzel makyajlanmış, içerisinde yaşam tüm hızıyla sürüyor. Çoğu da kıymetlenmiş ve ticari alanda hizmet verir olmuş.

Ege'deki depremler, İstanbul'da hissedilince en fazla sosyal medyada "Siz de sallandınız mı?" sorusu dolaşıma giriyor. Daha da şiddetli olursa birkaç uzman çıkıyor, "Korkmayın, paniklemeyin. Ege'deki fay hattıyla İstanbul'dakinin ilgisi, alâkası yok" diyor. Ne güzel rahatlıyoruz değil mi? 1999 depreminde zangır zangır sallanmış, kolonlarının, kirişlerinin nereleri ne kadar yorulmuş bilmediğimiz binalarda keyfimize keyif katmaya devam ediyoruz.

* * *

Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki, İstanbul'da 10 yıl içerisinde mutlaka bir deprem olacağını ve şiddetinin 7.0'dan az olmayacağını açıkladı defalarca. Herhalde koca bakan, hem de Şehircilik Bakanı bu açıklamayı uzmanlarıyla konuşmadan, yapılmış bazı bilimsel incelemelere göz atmadan yapmamıştır. Devlet imkanlarıyla ulaştığı veya kendisine verilen brifinglerden edindiği bilgiler ışığında uyarıyordur toplumu ve belediyeleri.

Bir önemli uyarı daha yapmıştı Bakan Özhaseki ve bunu diğerleri gibi kulağımızın ardına itmiştik: " Allah korusun Anadolu'da bir deprem olursa bunun altından kalkarız. Ama, İstanbul'da bir deprem olursa perişan oluruz, ekonomimiz çöker."

Bu da mı tüylerinizi diken diken etmedi?

Etmemiş demek ki, "Evlendirme programında kim kiminle evlilik hazırlığında, hangi dizi sezon finaline nasıl gitti, Survivor'da kim elendi, kimler şampiyon oldu" sorularımıza cevap bulmakla meşgulüz hâlâ.

Evet, elbette hayat devam ediyor ve hayatın içerisindeki diğer renklerle de zaman geçireceğiz, eğleneceğiz, gülüp oynayacağız. Fakat "İstanbul ve deprem" sözcükleri yan yana gelince ne işimiz varsa onu bir kenara bırakmamız gerekiyor.

* * *

1999 yılından bugüne kadar İstanbul'da kaç tane bina yenilendi bilen var mı? Bu yenileme, İstanbul'un kaçta kaçına tekabül ediyor? Çok cüzzi bir rakkam olduğuna eminim. Fikirtepe'de başlatılan "kentsel dönüşüm" düğümünün yıllardır çözülememesi düşündürüyor bana bunu. Esenler'de ada bazlı dönüşüm gerçekten örnek teşkil ediyor, Bağcılar'da da pafta pafta -bazı bölgelerde- dönüşüm çabası var, Büyükçekmece'de bina sahipleriyle uzlaşarak törenle yıkılıyor binalar. Fakat yeterli mi?

İlçe Belediyeleri bir bilanço yapsınlar kendilerine. İstanbul'un yeşil alanlarını, büyük boş arazilerini tüketince denize kazık çakarak "meydan" yapmaya çalışan Büyükşehir Belediyesi de... İlçelerinde kaç tane yeni bina yapılmış, kaç tane bina dönüşmüş?

Debdebeden, imarın Alamut Kalesi'nde keyif çatmaktan "deprem" denilince yüzünü çeviren yerel yöneticilere sesleniyorum: Kentsel dönüşümü hızlandırmadığınız, hatta "Bu sinekten ne kadar yağ çıkar" derdine düşüp de önüne takoz olduğunuz sürece, depremde can verecek her canlının üzerinizde hakkı olacaktır. Ben de şahitleri olacağım, beyan ediyorum.

Bu uyarıyı neden mi yapıyorum? Bildiğimiz, emin olduğumuz, bizzat gözlemlediğimiz olaylar var da ondan? Bilen bilir, kulaktan dolma, yarım yamalak bilgilerle veya içi boş söylentilerle konuşmayı sevmem...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.