Bizi takip eden okurlarımız Sevginaz Hemevioğlu'nu iyi tanırlar. İlginç yorum ve yazılarını sıkça paylaştığımız Hemevioğlu, son yazısında "İflas eden İslam değil, İslamiyetçilik" diyor. Sözü fazla uzatmadan hocamızın bu yazısı ile sizleri baş başa bırakıyoruz:

"Türkiye' de siyaset laiklik esasına göre kurulan Milli/Ulus devleti savunan siyasi yapıyla, İslamcılığı savunan siyasi yapı arasındaki mücadeleye evirildi. Siyasi mücadele, İslami toplumun kültür unsurlarından biri olarak kabul eden kitleyle, kaçınılmaz bir olgu ve dayatma olarak ele alan kitle arasında sürüyor. Uzlaşma yolu ise hala bulunamadı.

Uzlaşma ancak eleştirel bir kafa yapısı ve felsefi düşünme tarzına sahip İslami çevrelerle mümkün olabilir. İslami çevrelerdeki bu eksiklik; Devlet - Millet, Devlet - İslam arasındaki ilişkilerde kendine özgü model arayışına katkı sağlayamadı. Müslüman toplumlara özgün bir yönetim modeli sunamadı.

İslamcı varsayıma göre; Türkiye'yi tarihsel ve kültürel bakımdan belirleyen temel etken İslam medeniyeti olgusudur. " Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde Türkiye seçkinleri (!) İslam uygarlık havzasından koparak Batı uygarlık havzasına iltica ve iltihak etti. Ancak toplum yerinde kaldı. Devleti elinde tutan elitler ile Millet arasında bir uçurum oluştu. Bu uçurum kültürel çatışmaya yol açtı. Devlet ile Millet arasında 100 devam eden bir kavga var ve Devlet ile Milleti barıştırmak gerekiyor." Söz konusu barışın "Cumhuriyet'i İslami ilkelere dayalı olarak yeniden yapılandırmak, laikliği din odaklı şekilde yeniden tanımlamak ve kamusal yaşamı büyük ölçüde dinselleştirmekle" mümkün olabileceği iddia ediliyor.

Yukarıda sözü edilen varsayımın yanlış ve bilimdışı bir yaklaşım olduğunu söyleyebiliriz. Batının kültür havzası sadece Hıristiyanlıktan ibaret değildir. Batı'nın aydınlanma ve modernleşmesinin temelinde, Türk - İslam medeniyetinin insanlığa armağan ettiği evrensel değerlerin yarattığı kültür, felsefe birikimi, bilim, teknik ve edebiyat var.

Cumhuriyetin bir avuç seçkinin rejimi olduğu iddiası da temelinden yanlış. Mustafa Kemal Atatürk ve çevresinde yer alan Kuva-i Milliye Osmanlı İmparatorluğu'nun Medreselerinde, Askeri okullarında okuyup, yetişmiş erdemli köylü çocuklarıydı. Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'ni de bunlarla kurdu!

Akılcı İslamdan nakilci İslamcılığa geçişi iyi tahlil etmek gerekir. Tarihsel süreç yazımızın konusu olmadığından ayrıntısına girmeyeceğim. İslamcılar, İslam'ı bir din olduğu kadar bir siyasal ideoloji olarak da gören, kendilerini Ahmet Yesevi'nin Türkçü tarikat geleneğinden kopuk eylemci gruplar olarak tanımlıyor. Batı'dan ve İsrail' den aldıkları ciddi destek ve yönlendirmeyle kendi Devletlerine, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki mevcut rejimlere ve Batı'ya muhalefeti alevlendirenler de bu İslamcı hareketler olmuştur!

İslami aydınlar arasındaki söylem tutarsızlıklarının, İslam'ı bir kültürel sistem olarak algılamaktan uzak, yapay bakış açılarından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Dünyadaki teknik gelişmeler hayatı ve yaşam biçimlerini dikkat çekici bir şekilde değiştirdi. Buna bağlı olarak yönetim biçimleri ve siyasi uygulamalarda karmaşıklaştı.

Sosyolojik olarak da farklılaşmış Müslüman toplumlar, Kuran'ın mesajının siyasal ve toplumsal ifadesinin ne olması gerektiği konusunda henüz net bir cevap bulamadı. Bu konuda Müslüman aydınlar arasında geniş bir görüş yelpazesi var. Fakat Kuran'ın gerçekte ne dediğini açıklayarak tartışmayı kesip atmaya ehil bir İslami damar veya çizgi görülemiyor.

Batının ürünleri olan tv, buzdolabı, telefon, araba, uçak, tıbbi ilaçlar, alet ve makinalar en son modelleriyle kullanılırken, bin yıl önce giyilen sarık ve cübbeyle dolaşarak batılı değerlere sözüm ona tepki gösteriliyor! Akıl ve mantık ötesi bir durum.

Siyasal İslamcılara göre, İslami devletin meşruiyetinin temeli İslam. Fakat Kuran toplumlara bir rejim, sistem veya Devlet yapısı sunmuyor. Akıl, bilgi ve vicdanı önceleyen hak, hukuk ve adaletin hüküm sürdüğü bir yönetimi tavsiye ediyor. İslamcı aydınların, dünyanın sorunlarını İslami kültürün kaybolmamış ama nispeten yozlaşmış kavramsal çerçevesine bağlama gayreti de son derece hatalı görünüyor.

Mısırlı Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nın kurucusu Hasan el Benna ve Hint-Pakistan Cemaat-i İslami'nin yaratıcısı Ebul Ala Mevdudi "İslam'ı siyasal bir sistem olarak tanımlamaya çabalayan yeni bir düşünce hareketini başlattılar." Hareketi "öze dönüş" söylemiyle meşrulaştırdılar. İslam'ı siyasal bir ideoloji olarak algılayan bu çağdaş hareket, Osmanlının son döneminde imparatorluğu kurtarmak niyetiyle Sultan İkinci Abdulhamidin sarıldığı İslamcılık anlayışından çok farklıdır.

İslamcı siyasiler neden Amerikan - İngiliz - İsrail hegemonyasını onayladı ve siyaset sahnesinde köklü değişiklikler yaratmadı? Ve hatta ciddi destek verdiler! Tüm bu tutarsızlıklara rağmen İslamcılık siyaset sahnesinden yok olmadı. " Başlangıçtaki hızını yitirse de Pakistan'dan Cezayir'e yaygınlaşıyor, genel siyasal manzarayla bütünleşiyor, âdetleri ve çatışmaları belirliyor. Sosyal-demokratlaşan İslamcı siyasiler mutlu yarınlar için bir model sunamuyor.

Yeni bir dünya yeni bir çizgi oluşturamayan İslamcılık yalnızca İslami hukuku, şeriatı yeniden kurmaya çalışan bir harekete dönüştü. Meşrulaşma söylemini etnik, kabilesel ve mezhepsel bölünmelere dayandırıyor. (Türkiye Cumhuriyetinde 36 etnik grubun olduğu gibi). Üretimden çok spekülasyona dayanan bir ekonomik liberalizmi kutsayan uygulamaya İslami ekonomide denemez.

Eleştirel bir kafa yapısı ve felsefi bir düşünme tarzına sahip çevreden yoksun İslamcılık başarısızlığa mahkûmdur. İslamın yenilikçiliğini ortadan kaldırdığı gibi Mümin bir toplumun da ahlaki erdeme ulaşılma koşulunu yok etme gayretinde. Çünkü erdemli bir toplum erdemli yöneticiler, imamlar, hocalar ister.

"Zenginler için İslami model 'rant artı şeriat', yoksullar içinse 'işsizlik artı şeriat' dır." İslamcılık tarihsel bir başarısızlıktır. Ellerinde kalan tek sermaye de hamaset. İslamcılığın " Dünyada iflas ederek yüz kızartıcı bir yenilgiye uğradığı ve büyük itibar kaybettiği koşullarda Türkiye'de İslamcı/ dinci bir iktidarın başarılı olması için hiçbir neden yok."

Sonuç olarak geleceğin Kızıl Elması: akıl, bilim ve vicdanla yönetilen, özgür felsefe, bilim ve edebiyatın egemen olduğu bir ülke ve bir Dünya olmalı."

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.