Ülkemiz ekonomiden sağlığa, eğitimden güvenliğe kadar çok ciddi sorunlarla boğuşuyor…

En önemlilerinden biri de güven sorunu…

Halkın yetkililere güveni kalmadı, yetkililer vatandaşa güvenmiyor.

Siyasi partilerin ve rakiplerin birbirine güvenmemesi alışıla gelmiş bir durum…

Ancak sokaktaki vatandaşın da birbirine güveni kalmadı.

Herkes güvensizlikten şikâyetçi; sorsan bir çırpıda sıralarlar…

Güvenilir esnaf yok, güvenilir işyeri yok, güvenilir komşu yok, güvenilir meslek mensubu yok…

Basın yayın organlarında yer alan haberlere güvenilmiyor. Aynı haberi iki üç kanaldan doğrulamadan itibar edilemiyor.

Sosyal medya ise hayal aleminde, konuşulanlara ve yazılanlara bin bir süzgeçten geçirdikten sonra ancak inanılabiliyor.

Sağlık Bakanlığının salgınla ilgili vaka ve vefat sayılarını gizlemesi, sonra gerçek rakamları açıklamasıyla yetkililere olan güven sorunu tekrar gündeme geldi.

Şimdi ister istemez, enflasyon ve işsizlik dahil açıklanan rakamların güvenirliliği tartışılıyor.

Aslında sorun sadece yetkililerin değil, sorun hepimizin…

Güvensizliği yaratan biziz; herkes işini düzgün yapsa hiçbir sorun kalmayacak. İşini iyi yapmayanlar ayıklanacak, en yetkilisi de olsa makamını bırakmak zorunda kalacak, sorun çözülecek.

Ancak kimisi daha çok kazanma, kimisi fazla izlenme, kimisi fazla beğenilme ve paylaşılma umuduyla olayları abartıyor, abartmanın ötesinde de yalan yanlış bilgiler yayıyor. Güvensiz bir ortam oluşuyor.

İşin üzücü tarafı bu güvensizliği artıran, yayan ve destek veren ayrı bir grup daha var. Bir bakıma bu güvensiz ortamdan yararlanmak isteyenler oluyor.

Sonra da aynı kişiler güvensizlikten yakınıyor.

Bırakın üç kuruş az kazanın ama işinizi iyi yapın.

Üç beş yüz gazete az satın ama olayı abartmadan doğru haber verin.

Seyredilme oranı az bir şey eksik kalsın ama dürüst, ahlâklı, namuslu yayın yapmaktan kaçınmayın.

Bırakın üç beş beğeni veya paylaşım az olsun ama yalan haber yaymayın…

Zararını hepimiz çekiyoruz.

Hayatta tutunacak bir dalımız olsun.

*****

Menfaat ortaklığı uzun sürmez

Zalimliğiyle ünlü bir kral, idam cezası verdiği iki mahkûmdan birisinin canını “kendisini çok eğlendirecek” bir yolla bağışlamak ister.

İki darağacı kurdurur ve iki mahkûmdan da, omuzlarına basacakları ve güvenebilecekleri birer kişi çağırmalarını ister.

Bir taraftan da ülkenin bilge kişisini de kendince sınamak istemiştir.

Bu yüzden her şey hazır olduğunda yanı başına oturtmuştur yaşlı bilgeyi.

Sonrasında mahkûmlar kendi seçimleri ve istekleriyle çağırdıkları kişilerin omuzlarına basar ve boyunlarına ipler geçirilir...

Mahkûmlardan biri çok güçlü kuvvetli birini çağırmıştı.

Diğeri ise kendisinden daha cılız olan arkadaşını çağırmıştır ve onun omuzlarına basmaktadır.

Kral tam o anda yaşlı bilgeye sorar:

- Hadi şimdi göster hünerini. Sence önce kim yıkılacak? Güçlü olan mı? Yoksa şu cılız olan mı?

Yaşlı bilge kendinden emin cevap verir:

- Güçlü olan çok sürmez yıkılır efendim. Diğer cılız olan ise ölse de yıkılmaz. Cılız olanın omuzlarına basan mahkûm canını kurtaracaktır.

İki saatlik çok çekişmeli geçen ölüm kalım savaşında, güçlü adam yıkılıverir en sonunda. Ve onun omuzlarına basan mahkûm darağacında can verir.

Kral şaşkın bir halde yaşlı bilgeye sorar:

- Nasıl oldu da şu cılız adamın galip geleceğini bildin? Sen gerçek bir bilgesin.

Yaşlı bilge yerinden kalkmış sevinç içinde arkadaşına sarılan ve canını kurtaran mahkûma bakar ve krala şöyle der:

- Bunu bilmemin bilge olmakla alakası yoktur. İki mahkûm darağacına çıkarılmadan önce onları dikkatle izledim. Kendi istekleriyle çağırdıkları adamlar yanlarına geldiler. Biri çağırdığı güçlü adama bir kese altın verdi. Belli ki parasıyla tutmuştu onu, canını kurtarabilmek için. Bunun için o adamın güçlü vücudunun kâfi geleceğini düşünüyordu. Diğeri ise uzun uzun sarıldı arkadaşına. Birlikte gözyaşı döktüler. Sonra o cılız adam yeminler etti arkadaşına. Ölsem de yıkılmam diye. Gerçek birer arkadaş olduklarını anladım o anda... Ben sadece menfaat üzerine kurulan şeylerin çok uzun sürmeyeceğini bildim efendim... Unutmayalım ki; menfaat üzerine kurulan her şey, yıkılmaya mahkûmdur...

*****

TEBESSÜM

Kaç lira?

Temel, 43 numara deri yarım botu alıp kasaya yanaşır. Kasadaki kız botları torbaya koyarken Temel sorar:

- Botlar 43 lira değil mi?

- Bunlar orijinal deri, indirimli fiyatı 180 lira.

Temel itiraz eder:

- Olur mu hanımefendi, altında “Size 43” yazıyor.

*****

GÜNÜN SÖZÜ

Her şey, neye layıksa ona dönüşür.

Mevlana

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.