Türkiye'nin ABD ile Truman doktrini çerçevesindeki birlikteliği, kitaplar dolusu hikayeler çıkarır. Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti için kırılma noktasıdır 1948'den itibaren başlayan süreç. İsrail'in kuruluşu da aynı yıla tekabül eder. İkinci dünya savaşı sonrası dünyanın yeniden şekillendiği, savaşla harabe olmuş ülkelerin saflarını belirlediği dönemlerdir.

Türkiye, o savaşın ardından NATO'ya üye olmuş, aynı zamanda ABD ile ekonomik ve siyasi bir çok alanda "işbirliği" başlatmıştır. Truman dönemi, ABD ile Suudi Arabistan ve Ortadoğu'daki İngiliz-Fransız sömürgeliğinden kurtulmuş prens devletleriyle de önemli bağların kurulduğu bir dönemdir.

Çok partili döneme geçişin ardından hızlandırılmış bir dönem yaşadık. Artık subaylarımız NATO çerçevesinde ABD'de eğitim görüyor, kurmaylar Amerikalı subaylar tarafından yetiştiriliyordu. ABD, Türkiye'de CIA eliyle birçok teşkilat oluşturdu. "Komünizmle mücadele", artık milli bir görevdi ve bu teşkilatlar da milli bir davayı sahiplenenlerden oluşuyordu. 

Gerçi henüz, Türk gençleri her türlü siyasi fikri aynı platformda savunabiliyor, karşılıklı fikir tartışmaları yapabiliyordu. Fatih'teki Amerikan Dersaneleri'nin çevresinde hem sağcı hem solcu gençler bir arada oturabiliyor, hararetli bir şekilde fikirlerini savunabiliyordu.

* * *

CIA ajanı Graham Fuller, tam da o dönemlerde Türkiye'ye gönderildi. İstanbul'da 1967'ye kadar "resmi görevli" olarak kaldı. Fuller, o yıllardan şöyle bahsediyor:

"Türkiye'de bir kez görev yaptım. O da 1960'larda İstanbul'daki CIA Üssü'nde en üst düzey yetkili olarak... İstanbul'dayken gizli görevde falan da değildim. MİT kim olduğumu gayet iyi biliyordu çünkü MİT'le doğrudan irtibat halindeydim."
Fuller'in 7 yıllık görevi döneminde sağcı ve solcu gençler artık aynı masada oturamaz, birlikte konuşamaz, tartışamaz, birbirini dinleyemez, hatta aynı semti paylaşamaz olmuştu. Sonrası malûm...

Solcu gençlerin "Tam bağımsız Türkiye" sloganıyla 6. Filo'yu protestoları, buna karşılık "Kahrolsun komünistler" diyerek saldıranların 6.Filo'ya göğüslerini siper etmesi. Ve hâlâ tartışılan "Kanlı Pazar"...

Sonrasında Türkiye'ye Richard Perle gibi "karanlıklar prensi" namıyla anılacak daha önemli CIA ajanları da geldi. Ama Graham Fuller, İstanbul'dan ayrılmış olsa da bölgeyle ilişkileri hiç kesilmedi. "Ortadoğu uzmanı" oldu.

68 gençliğinin "zehirli bir iklim" içine girmesinin mimarı CIA'cı Fuller'in ektiği tohumlar filizlendi. Türk solu "bağımsızlıkçı ve Atatürk milliyetçisi" bir çizgiden, hızla farklı yönlere evrildi. Kendi aralarında "yön" çatışmaları yaşamaya başladı. Türk sağı da zaten Fuller'in döneminde "mukaddesatçılar" ve "milliyetçiler" olarak iki damara ayrılmıştı...

İşte o CIA ajanı Fuller, yıllar sonra Türkiye'de yeniden popüler hale geldi. 

Türkiye'nin, ABD'nin BOP'una "eşbaşkan" olduğu dönemlerde. BOP'un Türkiye için bölge lideri olacağı fikrinin ilmek ilmek beyinlere nakşedildiği dönemlerdi. ABD, Soros uzantısı vakıflar aracılığıyla Türk kamuoyunun BOP'a destek vermesi, siyasilerinin de TBMM'de 1 Mart tezkeresine onay vermesi için yüzlerce milyon dolar ayırmıştı. Medyanın büyük bölümü BOP'a, Irak'a yapılacak askeri harekâta destek veriyor, Irak halkının diktatör Saddam'dan kurtulmasının çok kutsal bir görev olduğunu pompalayıp duruyordu. Algılar alt üst olmuş, gerçeklerin yerini "ütopya"lar almıştı. "Türkiye'nin liderliği" yani, yeniden hilafetin kurulması ütopyası...

Medya, siyaset, sivil dinamikler ve TSK içerisinde BOP karşıtları 1 Mart tezkeresine karşı blok oldu ve TBMM'de çoğunluğu olmasına rağmen AK Parti oylamada fire verdi, tezkere reddedildi. 

Ardından, medyada, siyasette, sivil toplum örgütlerinde ve TSK'da "vesayetle mücadele" adıyla operasyonlar ve tasfiyeler başladı...

* * *
Graham Fuller, bu dönemde yazdığı kitaplarla popüler oldu Türkiye'de. Bir kitapı "siyasi hedef sloganı" olmuştu: Yeni Türkiye Cumhuriyeti... Diğer kitapları da ilginçti. İslamsız Dünya, Siyasal İslamın Geleceği, Türkiye ve Arap Baharı, Türkiye'nin Kürt Meselesi gibi...

CIA'cı Fuller'in kitaplarını Türkçeye çeviren ve yayınlayanların da yıldızı hızla parladı. Önemli insanlar oldular. Dokunulmaz olmayı bırakın, istediklerine dokunabilen, adeta devlet adına "racon" kesen bir görüntü vermeye başladılar.

Karanlık 15 Temmuz ihaneti, terör örgütü FETÖ liderinin ve kaçaklarının ABD tarafından iade edilmemesi unutturan bir kriz yaşandı ABD-Türkiye ilişkilerinde. Rıza Sarraf merkezli "stratejik yargı hamlesi" geldi ABD'den. 

Graham Fuller işte o zaman "casus" ilan edildi. 1960'dan 67'ye kadar CIA'nın önemli bir ismi olarak İstanbul'da MİT'le birlikte birçok "gizli operasyona" imza atan Fuller, 50 yıl sonra "casus" oldu.

Fuller'in çok ağırına gitmiş ki bu karar, yıllarca kendisini "akil adam" yerine koymuş siyasi iktidara tehditler savurdu. Tehditlerle birlikte bize önemli bir şifre verdi:

"Fethullah Gülen'le tanışmam CIA'den emekli olduktan uzun yıllar sonra, 15 yıl önce İstanbul'da bir söyleşi vesilesiyledir. Bir vatandaş olarak FBI'ya yazdığım mektupta, gördüğüm tüm İslamcı hareketler içinde ABD'ye bir güvenlik tehdidi teşkil edecek son hareketin Gülen'inki olduğunu savundum. Nitekim Washington'da neredeyse hiç kimse Gülen'in bir 'güvenlik tehdidi' ya da 'terörist' olduğunu inanmamıştır."

Şifre şu: "ABD'ye tehdit teşkil edecek son hareket..." Fuller'in 1960-67 arasında oluşmasına katkı sunduğu "ABD'ye tehdit oluşturmayan" başka hangi hareketler, dinî gözüken organizasyonlar var acaba?
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.