Bugün Cumhuriyet Bayramı…

Her ne kadar bazı kendini bilmezler, “90 yıllık reklam arası” demiş olsa da, Cumhuriyet ilelebet yaşayacak, yaşatılacak…

Ne kadar çok hazımsız, Cumhuriyet muhalifi, Türk düşmanı olursa emin olun ki, Türkiye Cumhuriyeti daha da güçlenecek, daha da büyüyecek.

Ancak son zamanlarda Cumhuriyet’in bazı kazanımlarının elden gitmesi, Cumhuriyet ile özdeşleşen kuruluşların şu veya bu şekilde satılması hepimizin içini kanatıyor.

Cumhuriyet’in kazanımları elden gitti diye dertlenirken Fransız mallarını boykot kampanyası başlatıldı.

Boykot denince yine bir acı kapladı gönlümü…

Diyeceksiniz ki, boykota karşı mısın? Yaptıkları Fransa’nın yanına kâr mı kalsın?

Tabii ki hayır…

Benim ülkemin, Fransa’ya karşı boykot dışında hiçbir yaptırım yapamaması hüzünlendiriyor, canımı yakıyor.

Hadi elimizden gelen bu, boykota devam diyeceğiz de…

Ne kadar boykot yapabiliriz?

Geçmişte de defalarca Amerikan, İngiliz, Fransız, İtalyan, Alman ve diğer bazı ülkelerin mallarını boykot etmiştik…

Çok öfkeli ve hararetli başlayan boykot kampanyalarının sonucunu hatırlayan var mı?

Her vatandaş bilinçli olmalı, gereğini yapmalı, Fransız mallarını almamalı diyebilirsiniz.

Cumhuriyet’in bütün kuruluşları özelleştirme ayaklarıyla yabancılara satıldı…

Tank palet fabrikası bile satıldı. Yerli ve milli neredeyse hiçbir şey kalmadı.

Sadece devletin malları değil, özel sektörün elinde bulunan dev kuruluşlar bile tek tek yabancılara satılıyor.

Adı Türkçe olan, zamanında yüzde yüz yerli olan şirketler bile yabancıların oldu…

Yudum ve Sırma yağlarının Araplara satıldığını Suudi Arabistan Türk mallarına boykot uygulamasa bilmeyecektik…

3 kamu bankasının dışında tamamı yerli banka kalmadı.

Telekom şirketleri dahil her şey yabancıların elinde...

Tarım ülkesiyiz ama buğday ve saman bile ithal ediyoruz, yediğimiz elma ve portakal bile dışardan geliyor.

Boykota uyalım, Fransız malı almayalım da, yerli veya milli alabileceğimiz ürün var mı?

Fransız arabasına binmeyelim tamam da, yerlisi var mı? At arabasına mı binelim?

Fransız arabasına binmeyip, Alman veya Amerikan arabasına binince boykota katılmış mı olacağız?

Dün de Alman ve Amerikan mallarını boykot ediyorduk, ondan vazgeçtik mi?

Sözün özü; her alanda yerli ve milli üretim olmadan boykot hikayedir.

Daha da önemlisi boykotla falan değil, masaya yumruğunu vurunca sözünü dinletebilmeli…

Gerisi gelin güvey oyunudur…

*****

 Haysiyet şahlanışı!

Fransız devlet adamı Franklin Bouillon, 9 Haziran 1921’de Ankara’ya gelmiştir. Fransızlar, Milli Mücadelenin gücünü, anlamını öğrenmeye çalışmaktadır. O günlerde Yunan ordusu, Afyon’u ele geçirmiştir. Dönemin Ankara’sı yokluklar bir yana, bir yabancı bakanı ağırlayabilecek imkanlardan tamamen yoksundur.

Yusuf Kemal Bey, güç bela alafranga bir tuvalet yaptırır. Otomobil olmadığından, çift atlı bir fayton hazırlatılır konuk bakan için...

Ancak tüm aramalara karşın, Fransız misafiri ağırlayacak yemek takımı bulunamamıştır Ankara’da...

Yusuf Kemal Bey, son çare olarak Mustafa Kemal Paşa’dan şöyle bir istekte bulunur: Kuvayı Milliye için çalışan İstanbul’daki gizli teşkilat Mim Mim Grubu, acaba İstanbul’dan 6 kişilik yemek takımı kaçırıp Ankara’ya yollayabilir mi? Çünkü Ankara’da 6 kişilik tabak ve buna uygun servis takımı yoktur.

Mustafa Kemal bu isteği şöyle cevaplar:

“Yusuf Kemal Bey; bu Fransız, Ankara istasyonuna geldiğinde tören kıtasının perişan halini gördü. Askerin postalı bile yoktu. Başlarındaki kalpak, omuzlarındaki tüfek çeşit çeşitti. O, bu yetersizlikler içinde senin dayanma gücünü görmeye, ölçmeye geldi. Sen ona, üzerinde Tuğray-ı Garray-ı Osmani işlemeli altın yaldızlı sofra takımıyla ikramda bulunursan, o ‘Bab-ı Ali kafası bunlarda da devam ediyor, hayret! Aynı yolda vatan kurtarma, yeni bir devir açma iddiaları var, ancak sabun köpüğü’ der.

Ve istilayı tamamlama yolunda Paris’e göz kırpar. Sen adamı al, Meclis’e götür, orada tek yumruk halindeki haysiyet şahlanışını görsün. Mektep karavanasından tek kap yemeği tahta tabak, tahta kaşıkla yesin. Ve bu görünürdeki yokluk içinde milletin sağlam istinadını (dayanma gücünü) anlamaya çalışsın. Zaten şimdi o, başlayan savaşın neticesini bekleyecek. Önce kendin inan, sonra da misafirini inandır…”

(Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Tengirşenk’in anılarından)

*****

TEBESSÜM

Bakan

Resim sergisinin açılışına gelen Kültür Bakanı, önünde durduğu tablodaki adamı parmağı ile işaret ederek:

- Bunun yüzü çok kızarmış, neden?

Ressam:

- Haklısınız, dedi dişlerini sıkarak ve devam etti:

- Bu önemli bakanlığın kimlere kaldığını gördüğü içindir.

*****

GÜNÜN SÖZÜ

Cumhuriyet; düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller ister.

Atatürk

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.