Ali sabahları kalktığında yüzünü yıkamayı hiç sevmiyor. Yaşamı öğretme sorumluluğunu alan anne olarak ben ısrarla "açılırsın ,rahatlarsın, çapaklarından kurtulursun" şeklinde dil döksem de nafile. Neden? Çünkü anneyim ve benim sözümü dinlememek dinlemekten kolay geliyor. Birkaç yıla bir kız arkadaşı yüzünü sabahları yıkamadığını öğrendiğinde Ali'nin utancından kıvırırken onu görmek için can atıyorum. Diş biledim alenen.

Neyse konumuz bu değil aslında. Bu sabah açılamamış zihni ve yıkanmamış yüzü (!) ile karşıma geçti. Bende işe geç kalmamak için aceleyle giyiniyorum.

"Anne insan beynini nasıl okuruz" diye bir soruyu attı ortaya. Diyemiyorsun ki oğlum sabahtan toplantım var önden ofise gidip birkaç hazırlık yapmam lazım. Şimdi felsefe yapmanın zamanı mı?

Çok güzel soru dedim hem içimden hem sesli olarak. Bunu akşam yemeğinde konuşalım diyerek iki gol attım kendisine. Seni duyuyorum evladım ama hiç zamanı değil ayrıca akşam yemeklerinde ekran yapmak yerine bizimle sofrayı oturup sohbet etmeyi tercih edersen sana bu konuda bilgi veririm. Şut ve gol.

Çocuklu hayat sürekli kim kimin alanına girdi ve topu kim sahalara taşıdı ile geçiyor her yıl ilerledikçe. O tatlı masum ilişki naifliğini kaybedip birbirine öğretme yarışına giriyor. Üstelik bunlardan bebeğiniz kucağında iken  kimsecikler bahsetmiyor. Yoksa nesil tükenirdi yemin ederim.

Her neyse o okula ben işe yollandık. Günüm zihinsel olarak oldukça yoğun geçmişti ve eve geldiğimde tüm gün nefes alamadan yaşadığımı fark ettim.

Ali çoktan gelmiş odasında oynuyordu. Ses yapmadan odama gidip üzerimdeki iş kılığından sıyrılıp evin annesi olmak üzere eşofmanımı üzerime geçirip ,saçlarımı at kuyruğu yaptım. Henüz kılığım hazır ama zihnim Ali ile ilgilenmeye hazır olmadığından mutfağa geçtim. Akşam yemeği organizasyonlarını yaparken Murat geldi.

Sessizce  sabah olanları ona da anlattım. Küçük bir oyun oynamaya karar verdik kendisine.

Sofra hazır olunca Ali'yi öpücük yağmuru eşliğinde sofraya getirdim. Hep beraber oturduk. Günün nasıl geçti ,hoş gitti ,beş gitti muhabbetlerinden sonra.

 Murat'a "şu an Galip düşünüyorsun değil mi" dedim.

Murat şaşkınlıkla "evet" dedi.

Celal'in yazdıklarını aklından çıkaramıyordun değil mi diye devam ettim..

Ali bizim pinpon topunu takip eder gibi izliyordu. Ardı ardına birkaç soru daha geldi.Ve Ali "Anne sen babamın beynini mi okuyorsun dedi." Aslında beyni yerine zihni demek isterdi ancak henüz sözcük dağarcığı buna müsaade etmiyordu. Dedim evet biz babanla hep okuruz zihinlerimizi.

"Peki nasıl" dedi.

Bak oğlum bu hayatta hem babanın hem benim başka zihinleri okumak için yaptığımız şey kitap okumaktır, çünkü başka hayatlara girmenin en kolay yoludur. Babanın şu an "kara kitap" okuduğunu biliyorum. Ben daha önce okumuştum kitabı. Onun merak ettiği şeyler benim de merak ettiğim yerlerdi. Kitap sayesinde  ben babanın zihnine girdim.

Sen de sevdiğin kitapları okursan yazarların zihninde gezebilirsin. İstersen yemekten sonra beraber bir kitap okuyabiliriz dedim.

Hımm diye homurdandı sadece.

Olsun benim taraf aynı günde üçüncü golü de atmıştım. Hedefim bir küçük  kitap kurdu kazandırmaktı bu dünyaya. Bence balık oltaya takıldı bile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nurhan Attila 2019-03-05 09:09:38

Muhteşem ellerinize saglik

Avatar
Ayşe Bulut 2019-03-05 11:34:39

Egitici, bir o kadar da öğretici. Asıl olan düşünürlüğü! Çok beğendim. Umarım büyük kitlelere ulaşır başarın! Devamını diliyorum, tebrik ederim.....