Siyasetin gündeminde infaz yasası var… Bu satırları okurken belki de infaz yasası Meclis’te kabul edilmiş olacak…

İnfaz düzenlemesi ile toplamda 10 kanunda değişiklik yapılıyor. İnfaz Yasasındaki düzenleme ile bazı suçlar kapsam dışı tutularak, suç işleyip cezası kesinleşen kişilerin cezaevinde yatacakları süre azaltılıyor. Daha açık ifade ile örneğin 10 yıl hapse mahkûm olan biri 5 yıl yatıyor idiyse yeni düzenleme ile kimi suçlarda 2,5 yıl, kimi suçlarda ise 3 yıl yatarak serbest kalacak.

Kanun çıktığında 190 bin kişinin hemen serbest kalacağı konuşuluyor.

Daha sonraki yıllarda ne kadar kişinin bu düzenlemeden yararlanacağı ise bilinmiyor…

Adına her ne kadar infaz düzenlemesi denilse de yapılan düpedüz af çıkarmaktır…

Özellikle hükümlü ve tutuklu gazetecilerle birlikte bazı suçların kapsam dışı tutulması eleştiriliyor.

Cinsel taciz ve kaçakçılık gibi bazı suçluların da aftan yararlanacak olmasına karşı çıkılıyor…

En azından büyük bir çoğunluk aftan yana tavır sergiliyor…

Hatırlarsınız 2000 yılında dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit, cezaevinde gördüğünü söylediği bir bayandan etkilenerek kader mahkûmları diye affı gündeme getirdi…

O zaman da çok tartışıldı…

Şartla Salıverme Yasası diye gündeme getirildi, terör, tecavüz gibi bazı suçlar kapsam dışı tutuldu….

2001 yılında Rahşan Affı diye bilinen yasa kabul edilince Anayasa Mahkemesi eşitlik ilkesine aykırı diye bir kısım maddelerini iptal etti. Hırsızı, katili, tecavüzcüsü serbest kaldı.…

Son 50 yıldır, değişik adlarla hem cezalarda, hem de vergilerde onlarca kez af çıktı.

Her af sonrası yine başa dönüldü. Yine aynı tartışmalar yapıldı.

Sürekli af çıkarmak vatandaşın hukuka ve devlete olan güvenini sarsar…

Hiç gündeme getirilmeyip tartışılmasa bile her af yasası, dürüst vatandaşa cezadır…

Siz mağdursunuz, mağdur eden kişi ceza aldı, hapiste yatacak diye teselli buluyorsunuz… Bir gece yasa çıkıyor, ertesi gün sizi mağdur eden kişiyi karşınızda görüyorsunuz…

Veya siz verginizi ödemek, devlete borçlu kalmamak için kredi çekiyorsunuz, kredi için faiz ödüyorsunuz… Yıllar sonra aynı vergiye af geliyor, hiç vergi vermeyen kişiler faizsiz, taksit taksit ödeme yapıyor… Siz ise hâlâ krediyi ödeme derdindesiniz. Krediyi ödeyemeyince de kepengi indiriyorsunuz…

Gelişmiş toplumlarda af çıktığını veya infaz düzenlemesi ile bir gecede on binlerce mahkûmun serbest bırakıldığını hiç duydunuz mu, gördünüz mü?

Vergisini ödemeyenlere afla, faizsiz taksit taksit ödeyin deniliyor mu?

Belki size uçuk bir görüş olarak gelebilir ama her afla, insanların kanun dışına çıkması adeta teşvik ediliyor…

Hangi suçların af kapsamına girdiğinden çok af çıkarılmaması gerektiğini tartışmamız daha doğru olmaz mı?

Yoksa bundan sonra da yapanın yanına kâr kalıyor diye hayıflanıp dururuz…

*****

Yargıya güven

Yıl 1935. Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde, Atatürk'e suikast girişimi iddiasıyla açılan bir dava görülmektedir. Her duruşmadan sonra mahkemenin savcısı Baha Arıkan ile dönemin Adalet Bakanı Şükrü Saraçoğlu, Çankaya’ya giderler ve Atatürk’e davanın seyri hakkında bilgi sunarlar. Atatürk dinler ve hiçbir yorumda bulunmaz, her keresinde savcıya “Meslek ve göreviniz neyi emrediyorsa onu yaparsınız” der.

Bir gün Savcı Baha Arıkan’a, kendisini Atatürk’ün beklediği bildirilir. Savcı, çağırıldığı yere gider; gösterilen yere oturur. Atatürk’ün yanında dönemin önemli kişileri vardır.

Atatürk sorar: “Davanın sonu ne olacak?”

Savcı ayağa kalkar: “Mahkemenin kararını beklememiz gerekiyor!”

Atatürk savcının sözünü keser: “Mahkemenin kararı ne demek? Mahkemeyi de kapatırım, hâkimleri de atarım, seni de atarım!”

Savcı Baha Arıkan, Atatürk’ün huzurunda doğruların söylenmesi gerektiğinin bilincindedir: “Ulu Önderim, mahkemeyi de kapatırsınız, hâkimleri de atarsınız ama tarihe adınız Mustafa Kemal Atatürk diye geçmez!” der.

Atatürk içten bir gülüşle karşılık verir: “Çocuk, ben de senden bunu bekliyordum!”

Dava, sanığın beraatıyla sonuçlanır. Savcılığın temyizi üzerine karar, Yargıtay Birinci Ceza Dairesince bozulur. Yerel mahkeme önceki kararında direnir ve yine sanığın beraatına hükmeder. Savcılık bu kararı temyiz etmek ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunda görüşülmesini sağlamak niyetindedir. Ancak Atatürk, şahsi ve hayatıyla ilgili bu davanın yeniden incelenmesini istemez. Savcıya şöyle der:

“Çocuğum, davayı tekrar temyiz edecekmişsin, etmemeni öneririm. Türk yargıcına güvenim sonsuzdur. Türk yargıcı vicdani kanaatini gösterdi. ‘Bu işe inanmadım’ demektedir. Yargıtay’ın, isterse bilimsel bile olsa, yargıçların üzerinde baskı yapmasını doğru bulmuyorum.”

(Kaynak: Yargıtay’dan Anılar, Yargıtay Yayınları, Ankara- 1993, s. 158)

*****

TEBESSÜM

Mevzuat

Avukata sormuşlar:

- Bir daha dünyaya gelseydin hangi işi yapmak isterdin?

- İmamlık yapmak isterdim.

- Niçin?

- Mevzuat hep aynı, hiç değişmiyor.

*****

GÜNÜN SÖZÜ

İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır.

Victor Hugo

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.